Blog

  • Araştırmalar: Köpeklerin Beslenme Alışkanlığını Değiştirmek, Gezegen İçin İnsanlarınkine Göre Daha Büyük Etki Yaratabilir

    Araştırmalar: Köpeklerin Beslenme Alışkanlığını Değiştirmek, Gezegen İçin İnsanlarınkine Göre Daha Büyük Etki Yaratabilir

     

    Et, yumurta ve süt ürünleri açısından zengin beslenme şekilleri önemli çevresel maliyetler doğurmaktadır. Ancak yeni bir çalışma, birçok durumda köpeğinizi daha sürdürülebilir bir diyete geçirmenin, gezegen ve çiftlik hayvanları üzerinde kendi diyetinizi değiştirmekten daha büyük bir etkiye sahip olabileceğini ortaya koymuştur.

    Veteriner Profesör Andrew Knight tarafından Animals dergisinde yayımlanan araştırma, ortalama bir köpeğin beslenmesi dahilinde yılda yaklaşık 13 çiftlik kara hayvanı tükettiğini, buna karşılık ortalama bir insan için bu sayının dokuz olduğunu ve aradaki farkın yaklaşık %40 olduğunu ortaya koydu. Bu fark büyük ölçüde, tipik bir köpeğin diyet enerjisinin daha büyük bir kısmının (%34) hayvansal kaynaklı içeriklerden gelmesinden kaynaklanmaktadır; bu oran insanlarda yaklaşık %19’dur.

    Bu rakamlar küresel ortalamaları temsil etmekte ve ülkeye göre değişmektedir. Amerika Birleşik Devletleri gibi yüksek gelirli ülkelerde tüketim genel olarak daha yüksektir. Burada ortalama bir insan yılda 24 çiftlik kara hayvanı tüketirken, bir köpek için bu sayı 20’dir; yani fark yaklaşık %20 ile daha azdır.

    Bu nedenle geleneksel et bazlı evcil hayvan mamalarının önemli çevresel ve hayvan refahı etkileri vardır. Ancak bitkilere, mikrobiyal proteine ve kültür etine dayalı alternatifler giderek daha yaygın hale gelmektedir. Tamamen bitki bazlı veya vegan evcil hayvan mamaları artık birçok ülkede çevrimiçi perakendecilerden kolayca satın alınabilmektedir. 2026’nın başlarında, 14 çalışma ve bir sistematikinceleme, bu tür diyetlerle beslenen köpekler veya kediler için iyi sağlık sonuçları bildirmiştir. Ancak, evcil hayvan diyetleri sorumlu üreticiler tarafından üretilmeli ve gerekli tüm besin maddelerinin dahil edildiğinden emin olmak için tam olarak takviye edilmelidir.

    Potansiyel faydalar büyüktür. Tüm evcil köpekler besinsel olarak sağlam vegan diyetlere geçseydi, her yıl altı milyar kara hayvanı kesimden kurtarılabilirdi. Sera gazı tasarrufu Birleşik Krallık’ın yıllık emisyonlarının 1,5 katı olurdu ve korunan gıda enerjisi 450 milyon insanı, yani Avrupa Birliği nüfusunu besleyebilirdi. Bu hesaplamalar 2018 verilerine dayanmaktadır ve köpek popülasyonlarının insan popülasyonlarından daha hızlı artmasıyla potansiyel faydalar bugün daha da büyüktür.

    Binlerce evcil hayvan bakıcısından gelen anket yanıtlarını analiz ettikten sonra Knight, en az 150 milyon köpek ve kedinin gerçekçi bir şekilde besinsel olarak sağlam vegan diyetlere geçirilebileceğini tahmin etti. Ancak analiz hane başına yalnızca bir köpek veya kedi varsaydığından, gerçek sayıların muhtemelen birkaç kat daha yüksek olduğunu belirtti.

    Çalışma, faydaları en üst düzeye çıkarmak için sorunları ölçek, ihmal ve çözülebilirlik temelinde önceliklendiren bir felsefe olan “etkili diğerkâmlık” (effectivealtruism) ilkelerini kullanarak sürdürülebilir evcil hayvan diyetlerini değerlendirdi. Çalışma, sürdürülebilir evcil hayvan diyetlerinin oldukça ihmal edildiğini, dünyaçapında evcil hayvan maması şirketleri dışında sadece iki tam zamanlı araştırmacının bulunduğunu ve çiftlik hayvanları savunuculuğu hareketinin yıllık bütçesinin yüzde birinden azının buna ayrıldığını ortaya koydu.

    Knight, bitki bazlı evcil hayvan diyetlerinin çiftlik hayvanı kullanımını azaltmak, gıda güvenliğini iyileştirmek ve iklim ve biyolojik çeşitlilik zorluklarını ele almak için güçlü ancak gözden kaçırılan bir yolu temsil ettiği sonucuna vardı. Hayvan ve çevre savunucularını, daha sürdürülebilir diyetlere yönelik yalnızca insan odaklı bir yaklaşımın ötesine bakmaya çağırdı. Knight, “Hayvan savunuculuğu hareketinin kendi evcil hayvanlarının diyetlerini büyük ölçüde göz ardı etmesi ironik,” dedi.

  • Atkısız Çıkmayın, Boyun Sağlığınızdan Olmayın

    Atkısız Çıkmayın, Boyun Sağlığınızdan Olmayın

    Her insanın hayatının bir döneminde karşılaştığı boyun ağrısı, günlük yaşamı felç edebilecek kadar ciddi sonuçlar doğurabiliyor.

    Özellikle kış aylarında artış gösteren bu şikayetlerin doğru yönetilmediğinde kronikleşerek boyun fıtığına zemin hazırlayabildiğini belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Hava değişimleri ve terliyken maruz kalınan soğuk hava vücuttaki ağrı hücrelerini harekete geçirerek ciddi kas tutulmalarına yol açabiliyor. Özellikle spor veya sauna sonrası vücut ısısını dengelemeden soğuğa çıkmak boyun ve bel sağlığını riske atmak anlamına gelebilir. Soğuk ve rüzgârlı havalarda özellikle atkı kullanımı boyun sağlığı için çok önemli” açıklamasında bulundu.

    Soğuk havaların bağışıklık sisteminin yanı sıra doğrudan omurga sağlığını da etkilediğini söyleyen Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Soğuk havalar vücudumuzdaki ağrı algılayıcı hücreleri uyararak kasların hızla tutulmasına neden olurken, özellikle terli vücutla ani ısı değişimine maruz kalmak ağrı şiddetini artırıyor. Bu noktada atkı kullanımı sadece bir aksesuar değil, omurgayı ani şoklardan koruyan en önemli kalkan görevi görüyor” dedi.

    Boyun ağrıları yaşam kalitesini düşürüyor

    Hemen her bireyin hayatının belirli bir döneminde tecrübe ettiği boyun ağrılarının gündelik yaşamda en basit işleri dahi güçleştiren ciddi bir hareket kısıtlılığına yol açabildiğinin altını çizen Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Başa, sırta ve kollara kadar yayılabilen bu ağrıların temelinde mekanik nedenler, boyun patolojileri veya psikolojik faktörler yatabiliyor. Özellikle gün boyu masa başında öne eğik çalışanlarda, uygun olmayan yastık kullananlarda veya ev işlerini sabit pozisyonda yapanlarda görülen mekanik ağrılar, yaşam kalitesini ciddi oranda düşürüyor” şeklinde konuştu.

    Yaşlanmaya bağlı gelişen kireçlenme de boyun fıtığına neden olabiliyor

    Boyun fıtığı ve kireçlenme gibi omurga hastalıklarının ise daha profesyonel bir yaklaşım gerektiren süreçler olabildiğini paylaşan Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Boyunda omur kemikleri arasındaki disk dokusunun zamanla özelliğini yitirerek sinirlere baskı yapması sadece ağrıya değil aynı zamanda kollarda uyuşma, güç kaybı ve hatta yürüme bozukluklarına neden olabiliyor. Yaşlanmaya bağlı gelişen kireçlenmeler ve yaşanan travmalar da bu süreci hızlandırarak boyun yapısında kalıcı hasarlar oluşturabiliyor” diye konuştu.

    Stres de boyun ağrılarını artırıyor!

    Ağrının psikolojik nedenler dolayısıyla da yaşanabileceğini belirten Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Stres vücudumuzu olumsuz etkileyen bir durumdur. Stresliyken, kaslarımız farkında olmadan gerilir ve bu durum bel, boyun gibi ağrılara yol açar. Bu ağrılarda kişiyi daha sıkıntıya sokarak, bir kısır döngüye neden olabilir. Bu ağrılarda masaj, sıcak banyo ve egzersiz faydalı olur. Asıl faktör olan stres ortadan kaldırılmalı” dedi.

    • Boyun ağrısından kurtulmak için altın kurallar:
    • Dik oturun ve dik yürüyün.
    • Otururken belinizi ve boynunuzu destekleyin. Çalışırken masaya ve tezgâha yakın oturarak başınızı eğmeden veya aşırı yukarıya kaldırmadan doğal konumda tutun.
      Koltuğa veya çekyata uzanarak televizyon seyretmeyin.
    • Bilgisayar ile çalışırken boynun doğal pozisyonunu bozmadan, monitörünü göz hizasına göre ayarlayın. Uzun süre bilgisayar başında kalmayın.
    • Yastık çok yüksek veya çok alçak olmamalı. Sırt üstü yatarken boyun arkasındaki boşluğu yastıkla doldurun. Yan yatarken yastığı boyun köküne çekin.
    • Yüzüstü yatmayın.
    • Boynunuzu uzun süre aynı pozisyonda tutmayın. 20-25 dakikada bir hafif boyun hareketleri yapın, saat başı 5-10 dakika mola verin.
    • Sık telefon görüşmesi yapılıyorsa, kulaklık kullanmaya çalışın.
    • Uzun sure taşıt kullanmaktan kaçının.
    • Soğuktan ve rüzgârdan korunun. Camınız açık uzun süreli seyahat veya klima altında uyumaktan kaçının.
    • Boyun ve sırt kaslarını gevşek tutmaya çalışın. Düzenli egzersiz yapın.
    • Fırsat buldukça yüzün.

    Boyun ağrınız geçmiyor, kolunuza yayılıyor, uyuşma ve güç kaybı yapıyor ya da yürümenizi zorlaştırıyorsa vakit kaybetmeden doktora başvurulmalı.

  • Bereket Sigorta Hasar Süreçlerini Dijital Ortama Taşıdı!

    Bereket Sigorta Hasar Süreçlerini Dijital Ortama Taşıdı!

    Bereket Sigorta, müşteri deneyimini iyileştirmeye yönelik dijital dönüşüm adımlarına bir yenisini daha ekleyerek konut hasar süreçlerini tamamen online ortama taşıdı. Yapılan sistem geliştirmesi sayesinde sigortalılar ve iş ortakları, konut hasar bildiriminden evrak yüklemeye ve dosya takibine kadar tüm işlemlerini çağrı merkezine ihtiyaç duymadan web sitesi üzerinden gerçekleştirebiliyor.

    Hasar dosyası açma süreci, yapılan geliştirme ile birlikte doğrudan sigortalı ve iş ortakları tarafından dijital ortamda başlatılabilir hale getirildi. Hasar ihbarı sırasında gerekli belgeler sisteme yüklenebiliyor, dosyalara atanan eksper bilgilerine anlık olarak erişilebiliyor ve süreç uçtan uca online olarak takip edilebiliyor.

    Bereket Sigorta, dijital hasar altyapısını yalnızca sigortalılar için değil; anlaşmalı servisten anlaşmasız servise ve acenteye kadar hasar dosyası açtırmak isteyen tüm paydaşların online ortamda kolaylıkla dosya açabilmesine imkân sağlayacak şekilde hayata geçirdi. Şirket, bu kapsayıcı yapıyı sürekli geliştirerek hasar süreçlerini daha erişilebilir ve pratik hale getirmeye devam ediyor.

    Bu yeni yapı sayesinde konut hasar süreçlerinde hem operasyonel hız artırılıyor hem de sürecin şeffaf ve kolay bir şekilde yönetilebilmesi sağlanıyor. Özellikle acil durumlarda, beklemeye gerek kalmadan hasar işlemlerinin başlatılabilmesi önemli bir kolaylık sunuyor.

    Bereket Sigorta, konut branşında hayata geçirilen bu dijital hasar dosyası açma ve takip altyapısını Mart ayı sonu itibarıyla oto branşında da devreye almayı planlıyor. Konutta olduğu gibi oto hasar dosyaları da web üzerinden açılabilecek; sigortalılar ve iş ortakları hasar işlemlerini hızlı, kolay ve kesintisiz şekilde dijital ortamdan tamamlayabilecek.

    Bereket Sigorta, dijital altyapısını güçlendirerek sigortalılarına ve iş ortaklarına daha hızlı, erişilebilir ve kullanıcı dostu hizmet sunmaya devam ediyor.

  • Daikin temiz hava bilincini yaymaya devam ediyor! 5 yeni okulda daha temiz hava sınıfı

    Daikin temiz hava bilincini yaymaya devam ediyor! 5 yeni okulda daha temiz hava sınıfı

     

     

    Daikin Türkiyenin çocuklarda çevre bilinci ve temiz hava farkındalığı yaratmak amacıyla 2017 yılında başlattığı “Temiz Hava Elçileri” projesi, Sakarya Hendekteki 5 yeni okulun katılımıyla büyümeye devam ediyor. Proje kapsamında toplam okul sayısı 34e ulaşırken, temiz hava elçisi olan çocukların sayısı da 3 bin 730 oldu.

     

    İklimlendirme sektörünün öncü markası Daikin, “Gelecek nesillerin eğitimine katkıda bulunmak” vizyonu doğrultusunda sosyal sorumluluk projelerini kararlılıkla sürdürüyor. Türkiye’nin farklı bölgelerindeki köy okullarında açılan temiz hava sınıfları, çocukların daha sağlıklı ve konforlu bir ortamda eğitim almasını sağlarken, onları temiz havanın önemine dair bilinçlendiriyor. Yeni eğitim-öğretim dönemine öğrenciler için anlamlı bir sürprizle başlayan Daikin’in, 2017 yılından bu yana büyük bir başarıyla yürüttüğü “Temiz Hava Elçileri” projesinin bu yılki ilk durağı Sakarya’nın Hendek ilçesindeki köy okulları oldu. Açılan 5 yeni “Temiz Hava Sınıfı” ile birlikte daha fazla çocuk temiz hava ve iklim değişikliği konusunda bilinçlenme fırsatı buldu. Daikin Türkiye proje kapsamında okul sayısını 34’e, temiz hava elçisi olan çocuk sayısını ise 3 bin 730’a ulaştırmanın mutluluğunu yaşıyor.

     

    Çocuklar sihirbaz gösterisiyle eğlenerek öğrendi

     

    Sakarya Hendek’te yer alan 5 köy okulunda kurulan yeni sınıflar, Daikin hava temizleme cihazları ve çocukların konforuna uygun özel ekipmanlarla donatıldı. Etkinlikler kapsamında uzmanlar tarafından verilen eğitimlerle temiz çevre ve hava kalitesinin önemi çocuklara eğlenceli bir dille anlatıldı. Eğitimin ardından sahne alan sihirbaz gösterisiyle çocuklar unutulmaz bir gün geçirirken; hediyeler, ikramlar ve oyunlarla öğrenme süreci keyifli bir kutlamaya dönüştü. Günün sonunda madalyalarını alan 370 yeni öğrenci, çevreye duyarlı birer “Temiz Hava Elçisi” olarak projeye dahil oldu. Yeni açılan sınıfların eklenmesiyle birlikte, projenin kapsamı daha da genişlerken marka, 2030 yıl sonuna kadar 5 bin 500 çocuğa ulaşmayı hedefliyor.

     

    Sakarya’daki açılışlarla birlikte projenin geldiği noktayı değerlendiren Daikin Türkiye Kurumsal İletişim Böm Müdürü Hülya Dinçer, projenin vizyonunu ve gelecek hedeflerini şu sözlerle anlattı:

     

    “Daikin olarak, topluma değer katan ve dokunduğumuz alanda gerçek bir fark yaratan projelerin içinde yer almaya büyük önem veriyoruz. ‘Temiz Hava Elçileri’ projemiz de sosyal etki yaratmayı hedeflediğimiz, bizim için son derece kıymetli projelerimizden biri.  ‘Temiz Hava Elçileri’ projesi, ilköğretim çağındaki çocuklarımızın temiz hava, iç ortam hava kalitesi ve iklim değişikliği konularında farkındalık kazanmasını amaçlayan, bizim için manevi değeri çok yüksek bir sosyal sorumluluk girişimi. Okul sayımızı artırarak Türkiye’nin her noktasına gitmeye, ulaşılmadık köy okulu bırakmamaya çalışıyoruz. Güz eğitim-öğretim döneminin başladığı bu günlerde Sakarya Hendek’teki 5 yeni okulumuzla birlikte toplam okul sayımızı 34’e, elçi sayımızı ise 3 bin 730’a çıkarmanın mutluluğunu yaşıyoruz.

     

    Ancak vizyonumuz sadece fiziksel olarak okullara gidip temiz hava sınıfları oluşturmakla sınırlı değil; web sitemiz aracılığıyla tüm öğrencilere ulaşmak istiyoruz. Dijital platformumuz üzerinden onları eğitim ve görevlerle teşvik ediyor, çevre bilinci kazandıkça ödüller veriyoruz. Daha fazla temiz hava elçisi demek, daha fazla iklim farkındalığı demek. Onlar bizim geleceğimiz ve biz geleceğimize temiz bir nefes bırakmak için çalışmaya devam edeceğiz.”

     

    Daikin, hayata geçirdiği Temiz Hava Elçileri web sitesiyle (www.temizhavaelcileri.com) daha fazla çocuğa ulaşarak, onları eğitici videolar ve interaktif görevlerle bilinçlendiriyor. Gelecekte de yeni okullara temiz hava sınıfları kazandırmaya ve temiz hava bilincini yaymaya devam edecek.

  • Yönetmen Selçuk Esen: “Televizyon ölmüyor izleme alışkanlıkları kökten değişiyor”

    Yönetmen Selçuk Esen: “Televizyon ölmüyor izleme alışkanlıkları kökten değişiyor”

    Televizyon güvenilirliğini korusa da izleyici alışkanlıkları kökten değişiyor. Deneyimli yönetmen Selçuk Esen sosyal medyanın izleyicideki sabır eşiğini saniyelere indirdiğini belirterek “Genç izleyici televizyondan kopmadı sadece beklemeyi bıraktı. Artık içerik platforma değil izleyiciye uyum sağlamak zorunda” dedi.

    RTÜK tarafından gerçekleştirilen “Medya Kullanım Alışkanlıkları Araştırması” Türkiye’de ekran başında geçirilen sürenin ve medya tercihlerinin dikkat çekici boyutlara ulaştığını ortaya koydu. Araştırmaya göre Türkiye genelinde günlük ortalama televizyon izleme süresi 3 saat 43 dakika olarak belirlenirken bu süre 65 yaş ve üzeri grupta 5 saat 16 dakikaya kadar çıkıyor. Televizyon ve dijital medya alanında 10 yıllık deneyime sahip Yönetmen Selçuk Esen ise bu veriler ışığında televizyonun geleceğine dair önemli değerlendirmelerde bulunarak asıl dönüşümün teknolojiden ziyade izleyici alışkanlıklarında yaşandığını vurguladı. Televizyonun dijital medya karşısında yenildiği yönündeki görüşleri değerlendiren Selçuk Esen “Televizyon ölmüyor ama izleyici çok net bir şekilde değişti. Artık insanlar yayın saatine göre hayatını planlamıyor. Ne izleyeceğine ne zaman ve ne kadar izleyeceğine kendisi karar veriyor” dedi.

    “Rekabet platformlar değil refleksler arasında”

    Selçuk Esen “Eskiden izleyici kendisine sunulanı izlerdi. Bugün ise içerik izleyiciye uyum sağlamak zorunda. Bu kural hem dijital hem de geleneksel televizyon için geçerli. İzleyici içeriğe saniyeler içinde karar veriyor. İlk birkaç saniyede bağ kuramayan içerik platformu ne olursa olsun kaybediyor. Bu refleks sosyal medyada oluştu ancak artık tüm ekranlara yayıldı” ifadelerini kullandı.

    “Genç izleyici televizyonu değil, beklemeyi reddetti”

    Özellikle Z kuşağı ve genç izleyici kitlesinin televizyondan koptuğu yönündeki iddialara da değinen Selçuk Esen, durumun bir reddedişten ziyade bir “hız” beklentisi olduğunu söyleyerek

    değerlendirmelerini şöyle sonlandırdı: “Genç izleyici televizyonu tamamen bırakmadı. Sadece ‘saat 20:00’da başlar’ fikrini kabul etmiyor. Onlar için içerik, ihtiyaç duydukları anda orada olmalı. Öte yandan, bu bir kamera ya da platform meselesi de değil. Bu, izleyiciyi anlama meselesi. Önümüzdeki dönemde tartışma ‘televizyon mu, dijital mi?’ sorusundan uzaklaşarak, her bir ekran için doğru anlatım dilini kurma noktasına evrilecek.”

  • Bireysel Farkındalıktan Kamusal Stratejiye: Türkiye’nin Tütünle İmtihanı

    Bireysel Farkındalıktan Kamusal Stratejiye: Türkiye’nin Tütünle İmtihanı

    Türkiye’nin Tütünle İmtihanı 

    İSTANBUL – 9 Şubat Sigarayı Bırakma Günü dolayısıyla; İLKE Vakfı, Sosyal Veri Projesi kapsamında Türkiye Sağlık Araştırması, Sağlık İstatistikleri Yıllığı ve Dünya Sağlık Örgütü raporlarından derlenen veriler, tütünle mücadelenin bireysel farkındalık çabası olmanın ötesine geçerek önleyici kamu sağlığı stratejilerinin odağına yerleştirilmesinin kritik önemini ortaya koyuyor.

    OECD Ortalamasının İki Katı Tüketim ve İç Satış Rekoru Türkiye, %28,3 günlük tütün ve tütün mamulü kullanım oranıyla OECD ülkeleri arasında ilk sıraya yerleşiyor. OECD ortalamasının yaklaşık iki katı olan bu yaygınlık, doğrudan iç satış hacmine de yansıyor. 2023 yılında 137,4 milyar adetlik sigara satışı ile tarihi bir zirve yaşanırken, sigara kullanan bireylerde kişi başına düşen günlük ortalama 17,8 adetlik tüketim miktarı, Türkiye’yi sanayileşmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında en yoğun içici kitlesine sahip ülke konumuna taşıyor.

    Mücadelenin Önündeki Ekonomik Engel: Türkiye’de Sigara Çok Ucuz Tüketimdeki bu dirençli artışın temel faktörlerinden biri, tütün mamullerinin diğer ülkelere kıyasla Türkiye’de çok daha ucuz ve erişilebilir olmasıdır. Küresel standart kabul edilen bir paket sigaranın Türkiye’de 2,18 dolara satılması, Türkiye’yi sigaranın en ucuz olduğu 93. ülke yapıyor. Bu düşük maliyet tablosu bağımlılığı ekonomik olarak sürdürülebilir kılıyor.

    Kadınlarda Yükselen Kullanım Oranları Tütün kullanımı yaygınlığı cinsiyet ve yaş gruplarına göre dirençli bir seyir izlerken, özellikle 25-34 yaş grubu erkeklerin yarısından fazlası ve 35-44 yaş grubu kadınların önemli bir bölümü her gün tütün tüketiyor. Kadınlarda her gün kullanım oranı 2010 yılında %12 iken, 2022 yılı itibarıyla %16’ya yükselerek dikkat çekici bir artış sergiliyor. Bağımlılığın başladığı kritik 15-24 yaş aralığında ise genç erkeklerin %29’u, genç kadınların %9’u aktif içici olarak kayıtlara geçiyor.

    Bağımlılığın Kaynağında “Arkadaş Etkisi” ve Demografik Riskler Başlama nedenlerinde her iki cinsiyette de arkadaş etkisi ilk sırada yer alıyor. Merak ve özentinin tetiklediği bu süreçte kadınlarda ailevi sorunlar ve kişisel problemler gibi duygusal etkenlerin bağımlılığa yöneltme etkisi, erkeklere kıyasla çok daha belirgin seyrediyor.

    Kanser İstatistiklerinde Tütün Türkiye’de tütün kullanımının halk sağlığı üzerindeki etkisi, kanser ve ölüm istatistiklerinde kendini gösteriyor. Türkiye’de tütünle ilişkili trakea, akciğer ve bronş kanserlerinin görülme sıklığı dünya ortalamasının üzerinde seyrediyor. Erkeklerde en sık görülen kanser türü akciğer kanseri olurken, 2024 yılı projeksiyonları Türkiye’de yaklaşık her 7 ölümden birinin solunum sistemi hastalıklarıyla ilişkili olduğunu gösteriyor.

  • Boğaziçi Teknopark’tan Anadolu’ya Stratejik Açılım: Batman Girişim Ofisi Faaliyete Geçiyor

    Boğaziçi Teknopark’tan Anadolu’ya Stratejik Açılım: Batman Girişim Ofisi Faaliyete Geçiyor

    Boğaziçi Teknopark, girişimcilik ekosistemini Anadolu’ya yayma hedefi doğrultusunda Batman Girişim Ofisi’ni hayata geçiriyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın desteğiyle kurulan ofis, teknoloji tabanlı girişimlere yönelik tamamen ücretsiz destek modeliyle faaliyet gösterecek.

    Batman’da açılış süreci başlayan Girişim Ofisi kapsamında, 11 Şubat’ta düzenlenecek programda Boğaziçi Teknopark bünyesinde yer almak isteyen girişimciler projelerini jüriye sunacak.

    Gerçekleştirilecek değerlendirmeler sonucunda başarılı girişimler ödüllendirilecek. Programın açılış konuşması Boğaziçi Teknopark Genel Müdürü Dr. Cem Duran tarafından yapılacak.

    Boğaziçi Teknopark Batman Girişim Ofisi’nin resmi açılışını önümüzdeki dönemde Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sayın Mehmet Fatih Kacır’ın gerçekleştirmesi öngörülüyor. Bakanlık desteği kapsamında sunulacak tüm hizmetler, girişimcilere ücretsiz olarak sağlanacak.

    Batman Girişim Ofisi bünyesinde girişimcilere;

    ·         Mentorluk destekleri,

    ·         Eğitim programları,

    ·         İş geliştirme ve ölçeklenme odaklı çalışmalar,

    ·         Yatırımcılarla bir araya gelmelerini sağlayacak görüşme ve eşleştirme imkanları sunulacak.

    Bu yönüyle Batman Girişim Ofisi, Anadolu’da ücretsiz hizmet sunan ilk girişim ofislerinden biri olma özelliğini taşıyor.

    Boğaziçi Teknopark, Batman Girişim Ofisi aracılığıyla yerel girişimlerin güçlendirilmesini, teknoloji üretiminin desteklenmesini ve bölgesel kalkınmaya katkı sunmayı hedefliyor.

  • Fakir Hausgeräte, Ambiente Fuar’Inda 60 Inovatif Ürünüyle Yerini Aldi

    Fakir Hausgeräte, Ambiente Fuar’Inda 60 Inovatif Ürünüyle Yerini Aldi

     

     

    Ambiente 2026, ev ve yaşam dünyasının küresel buluşma noktası olarak 6 – 10 Şubat tarihleri arasında Frankfurtta gerçekleşecek. Fakir Hausgeräte; kahve makinelerinden dondurma ve makarna yapma makinelerine kadar uzanan 60 inovatif ürünüyle Ambiente Fuar’ında yeni tasarım konsepti standıyla yerini aldı.

    Dünyanın en büyük ve en prestijli fuarlarından biri olan Ambiente, bu yıl 6 –10 Şubat 2026 tarihleri arasında Almanya’nın Frankfurt kentinde, Messe Frankfurt Fuar Alanı’nda kapılarını açtı. Ev ve yaşam ürünlerinden mutfak gereçlerine, küçük ev aletlerinden tasarım ve hediyelik eşyalara kadar geniş bir ürün yelpazesini ait ürünlerin ve dünya markalarının yer aldığı Ambiente, her yıl global markalar ile uluslararası satın almacıları aynı çatı altında buluşturuyor. Dining, living, giving ve working olmak üzere dört ana tema etrafında kurgulanan fuar, yeni teknolojilerin sergilendiği bir platform olmanın ötesinde, sektörün trend pusulası olarak da konumlanıyor. Renk paletlerinden malzeme tercihlerine, fonksiyonel tasarım yaklaşımlarından değişen tüketici alışkanlıklarına kadar pek çok eğilim, ilk kez Ambiente’de görünür hale geliyor. Bu yönüyle fuar, markalar için ticari yönünün dışında stratejik ve iletişimsel bir değer de sunuyor.

    Ambiente 2026 kapsamında yer alacak markalar arasında, köklü Alman markası Fakir Hausgeräte de bulunuyor. Fakir Hausgeräte, Hall 8.0 / Stand C20’de; tam otomatik kahve makinelerinden dondurma yapma makinesine, çay makinelerinden makarna yapma makinelerine kadar uzanan 60 farklı üründen oluşan mutfak kategorisindeki yenilikçi ürün portföyünü sektör profesyonelleri ve ziyaretçilerle buluşturacak.

    German Design Awards Ödülü Alan Selftea Çay Makinesi ve Mutfak Grubu Kategorisi Öne Çıkıyor

    Fakir Hausgeräte, Stuttgart – Vaihingen an der Enz’de konumlanan fabrikasına ek olarak, 2025 yılında Stuttgart şehir merkezinde faaliyete geçen 400 metrekarelik yenilikçi ofis ve showroom alanı ile Almanya pazarına yönelik uzun vadeli büyüme ve yatırım vizyonunu güçlü biçimde ortaya koyuyor.

    Ambiente Fuar’ında 2026 yılında German Design Awards ödülü alan otomatik demleme teknolojisine sahip Fakir Selftea Çay Makinesi, 7 farklı pişirme fonksiyonunu tek cihazda buluşturan kızartma teknolojisini yağsız pişirme teknolojisiyle buluşturan Fakir PrimeChef Çok Amaçlı Pişirici, NoteCook Multifonksiyonel Pişirici, kapsül kahve makinesi, full otomatik kahve makineleri ve mutfak kategorisindeki yenilikçi, sağlıklı mutfakların tamamlayıcısı tüm ürünleriyle yerini aldı.

  • Zülfikar Kılıcı, akademik ve dini çevrelerde tartışılmaya devam ediyor

    Zülfikar Kılıcı, akademik ve dini çevrelerde tartışılmaya devam ediyor

    2024 yılında kamuoyuna açıklanan ve Zülfikar olarak tanımlanan kılıç, epigrafik ve metalurjik bulgular, dini figürlerin kolektif değerlendirmeleri ve süren akademik tartışmalar eşliğinde, İslam tarihine dair önemli bir araştırma konusu olmayı sürdürüyor.

    İSTANBUL — 2024 yılında kamuoyuna açıklanan ve araştırmacılar tarafından Zülfikar olarak tanımlanan ve İslam geleneğinde “İslam’ın 1 Numaralı Kılıcı” olarak bilinen eser; akademik, dini ve kamusal tartışmaların merkezinde yer almaya devam ediyor. İslam tarihinde benzersiz bir sembolik değere sahip olan Zülfikar’a atfedilen bu eser, hem bilimsel araştırmalar hem de kültürel miras bağlamında uluslararası ilginin odağında olmayı sürdürüyor.

    Kılıç ilk kez, İsviçre’de özel bir koleksiyonerin mülkiyetinde bulunan bir objenin bilimsel incelemeye tabi tutulmasının ardından 2024 yılında gündeme gelmişti. Koleksiyonerin 2006’dan bu yana sahip olduğu eser, uzun yıllar boyunca “Zülfikar’ın kopyası” olarak sergilenmiş; ancak sonradan yapılan epigrafik, metalurjik ve teknolojik analizler, araştırmacıları eserin tarihsel niteliğini yeniden değerlendirmeye yöneltmişti.

    Aşınma izleri tarihsel kullanım ihtimaliyle örtüşüyor

    Araştırma ekibinin paylaştığı bilgilere göre, kılıç üzerindeki yazıtların çözümlenmesi ve metal yapısına ilişkin analizler, erken İslam tarihiyle uyumlu sonuçlar ortaya koydu. Yazıtlarda Hz. Muhammed, Hz. Fatıma, Hz. Ali ile oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in isimlerinin yer alması ve bıçağın beş ayrı noktada “Zülfikar” olarak tanımlanması, çalışmanın temel dayanakları arasında bulunuyor. Ayrıca kılıcın antik wootz çeliğinden yapılmış olması ve yüzeyindeki aşınma izlerinin tarihsel kullanım ihtimaliyle örtüşmesi, uzmanlar tarafından dikkat çekici unsurlar olarak değerlendiriliyor.

    Araştırma ekibi tarafından sunulan materyallere göre, yenilenen ilgi, bıçak üzerindeki yazıtların çözümlenmesiyle birlikte metalin kimyasal ve teknolojik analizlerinin yapılmasının ardından ortaya çıktı. Bu bulgular, çalışmaya katılan uzmanlar tarafından erken İslam tarihiyle uyumlu olarak yorumlanıyor. İlk açıklama sırasında, Zülfikar’ın sembolik önemi ve 7. yüzyılda tarihsel kayıtlardan kaybolmuş olması nedeniyle, iddialar hem yoğun ilgi hem de şüpheyle karşılanmıştı.

    Tanıma mutabakatı imzalandı

    Aralık 2024’te davetli Müslüman âlimler ve toplum temsilcilerine yönelik kapalı bir sunumun ardından, çoğunluğu imam olmak üzere 15 dini figür tarafından bir Tanıma Mutabakatı imzalandığı da kamuoyuna yansıdı. Bu muhtıra, organizatörleri tarafından, araştırma bulgularına yönelik kolektif bir kabul beyanı olarak tanımlandı ve teolojik bir hüküm niteliği taşımadığı özellikle vurgulandı.

    İsviçreli sanat uzmanı ve eksperi Dr. Mike Tamoikin, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Peygamber’in dokuz kılıcından biri olan El-Masur üzerinde babasının adı Abdullah bin Abdülmuttalib yazılıysa, herkes bu bıçağın özgün ve gerçek bir kutsal emanet kılıç olduğunu tereddütsüz kabul eder. El-Rasub adıyla bilinen kılıçta ise Peygamber’in soyundan Cafer es-Sadık’ın (702–765) adı yer alır. Kimsenin bunun o kişiye ait gerçek kılıç olmadığı yönünde bir şüphesi yoktur. Bu kılıçta ise bunun Zülfikar’ın kılıcı olduğu beş kez yazılı” ifadelerini kullandı.

    İslam tarihinde benzersiz bir konuma sahip

    Proje temsilcileri, tarihsel atıf çalışmalarının tek bir kanıta değil; epigrafi, metalurji, tarih ve karşılaştırmalı analiz gibi disiplinlerin kesişimine dayandığını vurguluyor. Tartışmaların sürmesinin, bilimsel ciddiyetin bir göstergesi olduğu belirtiliyor.

    Uzmanlara göre, Zülfikar’a atfedilen bu kılıç yalnızca maddi bir nesne olarak değil, aynı zamanda hafıza, kimlik ve kültürel miras açısından da derin anlamlar taşıyor. Hz. Muhammed, Hz. Ali ve Hz. Hüseyin ile ilişkilendirilen Zülfikar, İslam tarihinde benzersiz bir konuma sahip olmaya devam ederken, etrafındaki tartışmalar da doğal olarak akademik alanın ötesine uzanıyor.

     

     

  • Uzm. Dr. Kürşat Gül, uyardı: “Akıllı cihaz kullananlar, fıtık olabilir”

    Uzm. Dr. Kürşat Gül, uyardı: “Akıllı cihaz kullananlar, fıtık olabilir”

     

    Akıllı telefon ve tablet kullanımının günlük yaşamda giderek artması, boyun sağlığıyla ilgili sorunların daha erken yaşlarda görülmesine neden oluyor. Uzmanlar, uzun süre ekrana bakarak ve öne eğik pozisyonda geçirilen saatlerin, boyun omurgası üzerinde önemli ölçüde yük oluşturduğuna dikkat çekiyor. Boyun ve bel sağlığı sorunları, sadece bölgesel değil, küresel bir kriz haline geliyor. Verilere göre dünya genelinde yaklaşık 403 milyon kişi, fıtık problemi yaşıyor. Günlük yaşamın vazgeçilmezi haline gelen akıllı telefon ve tabletler, yanlış kullanım alışkanlıklarıyla birlikte boyun sağlığını tehdit ediyor.

    Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Kürşat Gül, son yıllarda boyun ağrısı ve boyun fıtığı şikayetiyle başvuran hastaların yaş ortalamasında belirgin bir düşüş gözlemlediklerini belirterek, “Eskiden daha çok ileri yaş grubunda gördüğümüz boyun fıtığı vakaları, artık 20’li ve 30’lu yaşlarda da karşımıza çıkabiliyor. Günlük hayatta telefon ve tablet kullanım süresinin artması, bu tabloda önemli bir etken olarak öne çıkıyor” dedi.

    “Boyun ağrısıyla başlıyor, fıtığa kadar gidiyor”

    Başın uzun süre öne eğik şekilde tutulmasının boyun omurlarına binen yükü artırdığını vurgulayan Uzm. Dr. Kürşat Gül, bu durumun zamanla kas-iskelet sisteminde zorlanmaya yol açabildiğini ifade ederek şu açıklamada bulundu: “Ekrana bakarken baş öne doğru eğildikçe,
    boyun bölgesindeki diskler ve kaslar normalden daha fazla yük taşımak zorunda kalıyor. Bu da boyun ağrılarıyla başlayıp bazı kişilerde fıtıklaşmaya kadar ilerleyebilen bir süreci tetikleyebiliyor” diye konuştu. “Akıllı cihazlar boyun sağlığını tehdit ediyor”

    Özellikle gençlerde masa başı çalışma süresinin ve mobil cihaz kullanımının arttığını belirten Uzm. Dr. Kürşat Gül, farkındalığın önemine işaret ederek şunları söyledi: “Boyun fıtığı tek bir nedene bağlı olarak gelişmez. Ancak yanlış duruş alışkanlıkları ve uzun süreli ekran kullanımı önemli risk faktörleri arasında yer alıyor. Telefon ve tablet kullanırken ekranın göz hizasında olması, sık mola verilmesi ve boyun kaslarını destekleyici hareketlerin günlük rutine eklenmesi koruyucu bir yaklaşım sağlıyor.”

    “Nükleoplasti, fıtık tedavisinde dikkat çeken alternatifler arasında yer alıyor”

    Boyun ağrısı, omuzlara veya kollara yayılan uyuşma, hareket kısıtlılığı gibi şikayetlerin hafife alınmaması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Kürşat Gül, değerlendirmelerini şöyle sonlandırdı: “Bu tür yakınmalar, uzun süre devam ediyorsa mutlaka uzman değerlendirmesi yapılmalı. Erken dönemde doğru yaklaşımlar, daha ciddi sorunların önüne geçilmesine yardımcı olabilir. Örneğin, bel ve boyun fıtığı nedeniyle ameliyat endişesi yaşayan hastalar için cerrahi dışı tedavi seçenekleri de gündemdeki yerini koruyor. Nükleoplasti gibi ameliyatsız yöntemler, cerrahinin yerine geçen uygulamalar olarak görülmemeli. Nükleoplasti, doğru hasta seçimi yapıldığında değerlendirilebilecek bir seçenek.”