Blog

  • Eskişehir App şehri yaşayan bir dijital ekosisteme dönüştürüyor

    Eskişehir App şehri yaşayan bir dijital ekosisteme dönüştürüyor

    Eskişehir, Cumhuriyet tarihinin en köklü kültür ve sanayi merkezlerinden biri olarak 2026 yılına büyük bir dönüşüm vizyonuyla hazırlanmaktadır. Şehrin demografik yapısı ve teknolojik kalkınma endeksleri, yerel ekonominin dijitalleşme ile yeni bir boyuta evrileceğine işaret etmektedir. Turizm projeksiyonlarından akademik sermayeye kadar uzanan geniş veri seti, kentsel aidiyet bilincini teknolojiyle birleştirmektedir. Gelişen mobil uygulama ekosistemi, yerel esnafın ve vatandaşın dijital dünyada daha güçlü bir bağ kurmasını sağlamaktadır. MCW A Premium Dijital Ajans Başkanı Emre Öztürk, Eskişehir’in bu dijital atılımını şehrin geleceği adına stratejik bir adım olarak nitelemektedir.

    ADNKS verilerine göre Eskişehir’in nüfusu 2025 sonu itibarıyla 927.956 kişiye ulaşmış olup 2025 projeksiyonları bu sayının istikrarlı artışını sürdüreceğini göstermektedir. Şehirdeki çalışma çağındaki nüfusun yüzde 70,3 gibi yüksek bir orana sahip olması, dijital tüketim ve üretim potansiyelinin en önemli dayanağını oluşturmaktadır. Ankara Sanayi Odası raporlarına göre Eskişehir, teknolojik gelişmişlik endeksinde Türkiye’nin en gelişmiş üçüncü ili konumunda yer almaktadır. Şehrin yüksek teknolojili ürün ihracatı içindeki payı yüzde 30,23 ile ulusal ortalamanın yaklaşık 8 kat üzerine çıkmıştır. Bu sayısal gerçekler, kentin sadece bir sanayi merkezi değil, aynı zamanda dijital bir inovasyon laboratuvarı olduğunu kanıtlamaktadır.

    Şehrin bu teknolojik üstünlüğünün yerel ticaret ve sosyal yaşamla entegre edilmesi gerektiğini savunan Emre Öztürk, dijitalleşmenin bir seçenekten ziyade zorunluluk olduğunu vurgulamaktadır. Öztürk, MCW A Premium Dijital Ajans bünyesinde yürütülen projelerin Eskişehir’in bu güçlü verilerini somut bir faydaya dönüştürmeyi amaçladığını belirtmektedir. Konuyla ilgili değerlendirmelerini paylaşan Öztürk şu ifadeleri kullanmıştır: “Eskişehir’in yüksek teknoloji kapasitesini şehir hayatına entegre ederek yerel ekonomiyi canlandırmayı hedefliyoruz. 2026 yılı vizyonuyla uyumlu olarak geliştirdiğimiz projeler, şehrin dijital çehresini tamamen değiştirecek güçtedir. Amacımız, Eskişehirli olma bilincini modern teknolojinin imkanlarıyla birleştirerek yaşayan bir ekosistem inşa etmektir.”

    “Akademik ve turistik potansiyel dijitalleşmeyi destekleyecek”

    2025 yılı verileri Eskişehir’deki öğrenci hareketliliğinin ekonomik hayatın ana motoru olmaya devam ettiğini ortaya koymaktadır. Anadolu Üniversitesi’nin örgün ve uzaktan eğitim modelleriyle birlikte şehirdeki toplam öğrenci sayısı 900 bine yaklaşırken, bu kitle dijital penetrasyonun en aktif kullanıcı grubunu oluşturmaktadır. Kültür ve Turizm Bakanlığı verileri ise kentin ‘Müzeler Şehri’ kimliğiyle 2024 yılında 1,4 milyondan fazla ziyaretçiyi ağırlayarak rekor kırdığını belgelemektedir. Şehirdeki 16 özel müze ve bini aşkın kültür varlığı, Eskişehir’i kültür turizminin merkezine taşımaktadır. Bu yoğun insan trafiği, hiper-yerel dijital hizmetlerin ölçeklenebilmesi için benzersiz bir kullanıcı laboratuvarı sunmaktadır. Öztürk, bu gelişmelerin yerel ekosistem için ciddi fırsatlar doğuracağını ifade ederek şunları söylemiştir: “Şehrin akademik ve turistik derinliğini dijital bir platform üzerinden koordine ederek katma değer yaratıyoruz. Eskişehir App olarak turizm rotalarından etkinlik takvimine kadar şehrin tüm nabzını kullanıcılarımızın cebine taşıyoruz.”

    2026 Eskişehir Yılı: Vizyonun kökeni ve stratejik temelleri

    2026 yılının “Eskişehir Yılı” olarak ilan edilmesi kararı, bizzat Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ayşe Ünlüce tarafından kamuoyuna duyurulmaktadır. Bu vizyoner hamlenin temelinde, şehrin plaka kodu olan “26” rakamının 2026 yılı ile kurduğu sembolik bağ ve bu bağın kentsel bir markalamaya dönüştürülme arzusu yer almaktadır. Başkan Ünlüce, bu tematik yılı sadece bir kutlama dönemi değil, şehrin teknolojik, kültürel ve ekonomik anlamda bir “dönüşüm eşiği” olarak tanımlamaktadır. “Plakası 26, Hedefi Gelecek” mottosuyla yola çıkan bu süreç, Eskişehir’in yerel potansiyelini küresel standartlarla buluşturmayı amaçlamaktadır. Şehrin tüm paydaşlarını ortak bir hedef etrafında toplayan bu strateji, kentsel aidiyet bilincini dijitalleşen dünyanın imkanlarıyla yeniden inşa etmeyi öngörmektedir.

    Hibrit mobil yapılar kullanıcı deneyimini zenginleştirdi

    Türkiye genelinde internet kullanım oranlarının yüzde 88,3 seviyesine ulaşması, mobil uygulama ekosistemindeki kullanıcı davranışlarını kökten değiştirmiştir. Bireylerin günün ortalama 7 saatinden fazlasını çevrimiçi geçirmesi, görsel derinliği olan ve hızlı etkileşim sunan hibrit yapıların öne çıkmasını sağlamıştır. Ayda ortalama 26 farklı mobil uygulamanın kullanıldığı Türkiye pazarında, yapay zeka entegreli araçlara olan talep hızla artmaktadır. Mobil internet hızlarındaki artış, yüksek çözünürlüklü video içerikleri ve artırılmış gerçeklik uygulamalarının sorunsuz çalışmasına zemin hazırlamıştır. Kullanıcıların yüzde 73’ü kişiselleştirilmiş deneyimler sunan teknolojileri daha çok tercih ederken, şeffaf veri yönetimi markalara olan güveni pekiştirmektedir. Küresel trendler artık genel amaçlı ağlardan ziyade topluluk odaklı ve hiper-yerel etkileşim sunan platformlara doğru evrilmektedir.

    “Şehrin dijital nabzını tutan bir yaşam merkezi inşa ediyoruz”

    Eskişehir App, kentin ekonomisini ve sosyal hayatını birleştiren yaşayan bir dijital ekosistem olarak konumlanmaktadır. MCW A Premium Dijital Ajans tarafından geliştirilen uygulama, yapay zeka destekli modülleriyle şehrin tüm dinamiklerini tek bir platformda toplamaktadır. MCW A Premium Dijital Ajans Başkanı Emre Öztürk konuyla ilgili şunları söylemiştir:

    “Eskişehir App olarak yerel esnafın dijital dünyada görünürlüğünü artıran modüllerimizle şehir ekonomisine can suyu sağlıyoruz. Uygulama bünyesindeki Firma Rehberi ve anlık indirim fırsatları ile ticaret hacmini desteklerken, İş ve Kariyer Merkezi üzerinden istihdam olanaklarını kullanıcılarımıza sunuyoruz. Gelecek dönemde yapay zeka destekli soru-cevap modülümüzü ve sosyal etkileşim özelliklerimizi daha da geliştirerek markamızı şehrin vazgeçilmez bir parçası haline getireceğiz. Hedefimiz, 2026 vizyon projeleriyle uyumlu bir büyüme sergileyerek Eskişehir’in dijital yüzü olmaya devam etmektir.”

  • Halil Yılmaz’ın engel tanımayan direnişi teknolojiyle özgürlüğe dönüşüyor

    Halil Yılmaz’ın engel tanımayan direnişi teknolojiyle özgürlüğe dönüşüyor

    21.yüzyılın dinamik dünyasında hareket özgürlüğü, ekonomik katılımın ve sosyal adaletin temel taşı haline geliyor. Küresel ölçekte mobilite ekosistemi, sadece bir ulaşım metodu olmaktan çıkarak bireysel bağımsızlığı destekleyen teknolojik bir disipline evriliyor. Türkiye, stratejik konumu ve üretim kapasitesiyle bu dönüşümün merkezinde yer alarak yeni nesil araç teknolojilerine devasa yatırımlar gerçekleştiriyor. Mikromobilite ve erişilebilirlik çözümleri, sürdürülebilir bir gelecek için toplumun tüm kesimlerini kapsayacak şekilde yeniden kurgulanıyor. Maz Mobilite Kurucu ve CEOsu Halil Yılmaz, teknoloji ve empatiyi birleştiren bir vizyonla sektöre ışık tutan isimlerden birisi.

    Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) 2025 verilerine göre, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 16’sına denk gelen 1,3 milyar insan önemli bir engellilikle yaşamını sürdürüyor. Bu istatistiksel gerçeklik, erişilebilir mobilite çözümlerinin küresel ölçekteki devasa pazar potansiyelini ve insani gerekliliğini tartışmasız bir biçimde kanıtlıyor. Engelli bireylerin sosyal hayata aktif katılımı, teknolojik mobilite araçlarına erişim imkanlarıyla doğrudan bir korelasyon içerisinde bulunuyor. Doğru cihaz kullanımı, bireylerin yaşam kalitesini artırırken bası yaraları ve skolyoz gibi ikincil sağlık sorunlarını yüzde 40’a varan oranlarda düşürebiliyor. Sağlık sistemleri üzerindeki yükün azaltılması ve toplumsal refahın artırılması noktasında bu teknolojik müdahaleler kritik bir değer taşıyor.

    Sektördeki bu dönüşüm ve küresel verilerin ışığında Maz Mobilite Kurucu ve CEO’su Halil Yılmaz, kapsayıcı teknolojilerin geleceğine dair stratejik bir bakış açısı sunuyor. Yılmaz, Türkiye’nin bu alandaki potansiyelini vurgulayarak teknolojinin insan odaklı kullanımının önemine dikkat çekiyor: “Dünya nüfusunun büyük bir kısmını etkileyen mobilite kısıtlamaları, inovasyonun en çok ihtiyaç duyulduğu alanların başında geliyor. Biz, sunduğumuz çözümlerle sadece bir cihaz değil, bireylere özgürlüğünü ve toplumsal rollerini geri kazandırmayı hedefliyoruz. İkincil sağlık sorunlarını azaltan bu teknolojiler, aynı zamanda uzun vadeli ekonomik ve sosyal kazanımların da kapısını aralıyor.”

    “Türkiye, yerli mobilite teknolojilerinde küresel bir güç olma yolunda ilerliyor”

    Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından hazırlanan Mobilite Araç ve Teknolojileri Yol Haritası kapsamında Türkiye’nin mikromobilite ve engelsiz ulaşım alanındaki vizyonu net bir biçimde ortaya konuyor. Rapora göre, Türkiye’nin otonom ve bağlantılı araç teknolojileriyle uyumlu yeni nesil mobilite araçlarında bir üretim üssü haline gelmesi hedefleniyor. Bu stratejik planlama, yerli girişimlerin küresel pazarda rekabet edebilirliğini artıracak teşvik ve altyapı çalışmalarını önceliklendiriyor. Özellikle erişilebilir ulaşım ekosisteminin dijital dönüşümle entegre edilmesi, ülke ekonomisinin yüksek katma değerli üretim kapasitesini doğrudan destekliyor. Mobilite ekosisteminin GSYİH içindeki payının artırılması, önümüzdeki beş yıllık projeksiyonun en temel bileşenlerinden biri olarak kabul ediliyor.

    Yılmaz, bakanlığın çizdiği bu vizyonun yerli teknoloji üreticileri için çok boyutlu fırsatlar barındırdığını ifade ediyor: “Maz Mobilite olarak bu stratejik hedefler doğrultusunda, engelsiz yaşam teknolojilerinde dışa bağımlılığı azaltacak Ar-Ge projelerine odaklanıyoruz. Türkiye’nin mühendislik gücünü, empati odaklı tasarım süreçleriyle birleştirerek dünya standartlarında ürünler geliştirme kararlılığındayız. Hedefimiz, sadece bir tedarikçi olmak değil, Türkiye’nin engelsiz yaşam ekosisteminde teknoloji ve empatiyi birleştiren en güvenilir rehber olmaktır.”

    İnovasyon odaklı yaklaşımlar engelsiz yaşam kalitesini optimize ediyor

    Küresel mobilite pazarı, yapay zeka ve bağlantılı teknolojilerin entegrasyonuyla birlikte radikal bir değişim süreci yaşıyor. Engelsiz yaşam teknolojileri, artık sadece mekanik destek sistemlerinden ibaret kalmayıp, kullanıcı verilerini işleyen akıllı platformlara dönüşüyor. Bu teknolojik evrim, bireylerin kentsel altyapıyla olan etkileşimini kolaylaştırarak sosyal bariyerleri ortadan kaldırıyor. Yatırımcıların ve kamu politikalarının bu alana yönelmesi, erişilebilirliğin evrensel bir tasarım standardı haline gelmesini hızlandırıyor. Geleceğin akıllı şehirlerinde, herkes için eşit hareket imkanı sunan modüler ve çevre dostu ulaşım çözümleri merkezde yer alacak. Sosyo-ekonomik kalkınmanın temel bir göstergesi olan mobilite adaleti, teknolojik ilerlemelerin en somut çıktısı olarak değerlendiriliyor.

    “Kendi direniş hikayemi, milyonların özgürlük yolculuğuna dönüştürmeyi hedefliyorum”

    Bugün Türkiye’de akülü tekerlekli sandalye üretiminin sınırlı olması, sektörde ithal ürün bağımlılığını artırıyor ve bu durum fiyatların yükselmesine neden olarak son kullanıcıların erişimini zorlaştırıyor. Maz Mobilite, yerli üretim yatırımlarıyla hem maliyetleri düşürmeyi hem de ürünleri daha erişilebilir hale getirmeyi hedefliyor. İstanbul Beylikdüzü ve Ankara Yenimahalle’de faaliyet gösteren Maz Mobilite, hem bireysel kullanıcılar hem de kurumsal çözüm ortakları için sürdürülebilir mobilite çözümleri sunuyor. Yerli üretim hedefi doğrultusunda, önümüzdeki yıllarda ihracat yaparak ülke ekonomisine döviz kazandırmayı ve Türkiye’yi mobilite teknolojilerinde bölgesel bir merkez haline getirmeyi amaçlıyor.

    Maz Mobilite, geleneksel bir medikal cihaz sağlayıcısı olmanın ötesinde, Halil Yılmaz’ın kişisel mücadelesinden doğan bir vizyonla hareket ediyor. 2020 yılında kurulan şirket, kurucusu Yılmaz’ın 30 yıllık bir akülü tekerlekli sandalye kullanıcısı olarak sektörde yaşadığı sorunlardan doğan bir girişim olarak dikkat çekiyor. Sadece bir satıcı değil, aynı zamanda kullanıcı kimliğiyle hareket eden marka, engelli ürünleri alanında empatiyi operasyonel modele dönüştürüyor. Yılmaz konuyla ilgili şunları kaydetti:

    “Maz Mobilite, akülü tekerlekli sandalye, manuel tekerlekli sandalye, engelli çocuk puseti ve hasta yatağı gibi temel mobilite çözümlerinde doğru ürünü doğru kullanıcıyla buluşturmayı merkeze alıyor. Bünyesinde görev yapan fizyoterapist desteğiyle, kullanıcıların hastalık gruplarına ve fiziksel ihtiyaçlarına uygun ürün seçimi yapılırken, standart ürünler gerekli durumlarda kişiye özel aparatlar geliştirilerek optimize ediliyor. Maz Mobilite benim için sadece bir ticari girişim değil, aynı zamanda kişisel bir direnişin ve toplumsal bir sorumluluğun ürünüdür. Yaşadığım zorluklardan edindiğim tecrübeleri, başkalarının hayatını kolaylaştıracak teknolojik çözümlere dönüştürmek en büyük motivasyon kaynağım. Bugün markamızla hem bireysel kullanıcılara hem de kurumsal çözüm ortaklarımıza, engelleri ortadan kaldıran yüksek teknolojili araçlar sunuyoruz. Gelecek planlarımız yeni yatırımlarla, Türkiye’den dünyaya ihraç edilecek bir mobilite markası olma yolunda emin adımlarla ilerliyoruz. Amacımız, empatiyi mühendislik ile harmanlayarak herkes için erişilebilir bir dünya inşa etmektir. “

  • WhiteBIT TR, yenilikçi kripto projesi PRZK’yi listeledi

    WhiteBIT TR, yenilikçi kripto projesi PRZK’yi listeledi

    Kripto para yatırımcılarının yakından takip ettiği yeni listelemeler, günden güne artıyor. Bu konudaki son haber, sinyal tabanlı alım satım yapan yatırımcıların risk yönetimi becerilerini güçlendiren Prizrak.ai (“Ghost”) projesinin yerel token’ı PRZK’ı TRY ve USDT işlem çiftlerinde listeleyen WhiteBIT TRden geldi. 

     İSTANBUL Kripto para yatırımcıları tarafından yakından takip edilen yeni varlık listelemelerine bir yenisi eklendi. Bireysel ve kurumsal müşteriler için kripto ürün ve hizmetleri sunan WhiteBIT TR, sinyal odaklı klasik alım satım modellerine yapılandırılmış bir yaklaşım kazandıran Prizrak “Ghost” projesinin yerel token’ı PRZK’i listeledi.

    Sinyal temelli kripto alım satım metodolojisine analitik temeller kazandırmak için Doğu Avrupa merkezli bir ekip tarafından geliştirilen PRZK, WhiteBIT TR’de PRZK/USDT ve PRZK/TRY işlem çiftlerinde işlem görmeye başladı.

    Türkiyedeki yatırımcılar, yenilikçi projelerle buluşuyor

    Varlık ticaretinde kullanılan analitik sinyalleri önceden tanımlanmış risk parametreleri ve disiplinli mekanizmalarla birleştiren Prizrak.ai (“Ghost”), sinyallere dayalı işlem yapan yatırımcıların daha sistematik bir strateji izlemesini kolaylaştırıyor. Avrupa’nın lider kripto borsalarından WhiteBIT’in Türkiye pazarında yerleşik kolu WhiteBIT TR, sinyal üretmekle kalmayan ve performans takibi, risk yönetimi gibi özellikler de sunan projenin yerel token’ı PRZK’ı listeleyerek; Türkiye’deki kripto para yatırımcılarının yenilikçi projelerle buluşmasına verdiği önemi bir kez daha gösterdi.

    PRZK listelemesi, ödüllü etkinliğe dönüştü

    WhiteBIT TR, özellikle dalgalı piyasa koşullarında sürdürülebilir stratejiler oluşturmaya olanak tanıyan Prizrak.ai projesinin yerel token’ı PRZK listelemesini, ödüllü bir etkinliğe de dönüştürdü. WhiteBIT TR tarafından yapılan açıklamada, WhiteBIT TR’de hesap açarak kimlik doğrulama (KYC) işlemini tamamlayan kullanıcılara 10 dolar değerinde PRZK hediye edileceği belirtildi. PRZK listeleme hediyesi etkinliği kapsamında, en az 50 USDT değerinde işlem hacmi yapan kullanıcıların da 5 dolar değerinde PRZK hediyesinden yararlanabileceği ifade edildi. WhiteBIT TR’nin açıklamasına göre, 19 Şubat’ta açılan PRZK/TRY ve PRZK/USDT piyasalarıyla başlayan ödüllü etkinlik, 13 Mart’ta kadar sürecek.

    Ödüllü etkinliklerle ekosisteme değer katıyor

    Avrupa’nın lider kripto para borsaları arasında yer alan WhiteBIT’in bireysel ve kurumsal hizmetlerini Türkiye’deki kullanıcılarla buluşturan WhiteBIT TR; ürün, hizmet ve operasyon yol haritasında yaptığı kullanıcı odaklı hamlelerde hız kesmiyor. PRZK listeleme hediyesi etkinliği gibi ödüllü etkinliklerle Türk kripto para yatırımcılarının basit görevleri tamamlayarak ödüllerden yararlanmalarına olanak tanıyan WhiteBIT TR, kampanya ve etkinlik takvimini güncel tutuyor.

    Önemli Not

    Bu metin bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Burada yer alan bilgiler yatırım tavsiyesi niteliği taşımaz. Kripto varlıklar yüksek volatilite ve risk içerir. Yatırım kararları, kişisel risk tercihlerine ve finansal durumunuza uygun şekilde bağımsız değerlendirme yapılarak alınmalıdır.

  • GA-ASI, MQ-9B İçin Uzun Menzilli Silah Kapasiteleri Geliştiriyor

    GA-ASI, MQ-9B İçin Uzun Menzilli Silah Kapasiteleri Geliştiriyor

    İnsansız Hava Aracı Sistemlerinin (UAS) Endüstri Lideri, Görev Rollerini Deniz Taarruzunu da Kapsayacak Şekilde Genişletiyor

    General Atomics Aeronautical Systems, Inc. (GA-ASI), sınıfının en iyisi olan MQ-9B SkyGuardian® ve SeaGuardian® modellerine uzun menzilli menzil dışı (standoff) silahların eklenmesi üzerinde çalışıyor.

    Özellikle Batı Pasifik’teki geniş hava ve su sahalarında, hedefleri uzak mesafelerden risk altında tutabilecek platformlar için deniz ve hava savaşçılarından gelen talepler devam ediyor. Bu nedenle GA-ASI mühendisleri; MQ-9B’nin faydalı yükünü, stabilitesini, menzilini ve diğer özelliklerini yeni nesil uzun menzilli hassas silahlara uyarlamak için çalışmalara başladı.

    GA-ASI Başkanı David R. Alexander, “MQ-9B sahada etkilemeye devam ediyor ve küresel müşteri listemize yenilerini eklemeyi sürdürüyoruz. Daha fazla göreve yayılarak uçağın değerini artırmaya devam etmek istiyoruz. MQ-9B olağanüstü bir faydalı yük kapasitesine sahip, bu nedenle görev setlerimize uzun menzilli silah taşıma yeteneğini eklemek son derece mantıklı.” dedi.

    Şu ana kadar GA-ASI tüm performans analizlerini gerçekleştirdi ve MQ-9B’nin uzun mesafelerde uzun menzilli silahları taşıma yeteneğine sahip olduğundan, aynı zamanda bir süreklilik ve dayanıklılık ölçüsü sağladığından emin. Şirket mühendisleri ve diğerleri; Lockheed Martin Müşterek Havadan Karaya Menzil Dışı Füze (JASSM – Joint Air-to-Surface Standoff Missile) ve Uzun Menzilli Gemi Savar Füzesi (LRASM – Long-Range Anti-Ship Missile) ile Kongsberg/Raytheon Müşterek Taarruz Füzesi (JSM – Joint Strike Missile) gibi silahları göz önünde bulundurarak, bu entegrasyonun teknik yönlerini ve potansiyel operasyon konseptlerini geliştirmeye devam ediyor.

    GA-ASI, bu yeni silahlardan en az birini 2026 yılınin erken bir tarihinde uçurmayı planlıyor.

    Varsayımsal olarak bir görev profili şu şekilde görünebilir: MQ-9B’ler Batı veya Güney Pasifik’teki bir dizi dost üsten havalanabilir, bir bekleme noktasına uçabilir ve orada düşman gücün silah angajman bölgesinin dışında devriye gezebilir. Silahların ateşlenmesi emri gelirse uçak, diğer ABD veya müttefik operasyonlarıyla koordineli olarak silahları fırlatabilir.

    SkyGuardian ve SeaGuardian modellerine ek olarak MQ-9B, şu anda Birleşik Krallık Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne (RAF – Royal Air Force) teslim edilmekte olan Protector RG Mk1’i de içermektedir. GA-ASI’nin ayrıca Belçika, Kanada, Danimarka, Almanya, Hindistan, Japonya, Polonya, Tayvan ve Özel Operasyonlar Komutanlığı’nı desteklemek üzere ABD Hava Kuvvetleri ile MQ-9B tedarik sözleşmeleri bulunmaktadır. MQ-9B ayrıca Northern EdgeIntegrated Battle ProblemRIMPAC ve Group Sail dahil olmak üzere çeşitli ABD Donanması tatbikatlarında yer almıştır.

     

  • GA-ASI ve ABD Hava Kuvvetleri, Müşterek Otonomi Tatbikatında F-22 ve MQ-20 ile İnsanlı-İnsansız Ekip Oluşturma Gösterimi Gerçekleştirdi

    GA-ASI ve ABD Hava Kuvvetleri, Müşterek Otonomi Tatbikatında F-22 ve MQ-20 ile İnsanlı-İnsansız Ekip Oluşturma Gösterimi Gerçekleştirdi

     

    ABD Hava Kuvvetleri (USAF – United States Air Force) ile iş birliği içinde General Atomics Aeronautical Systems, Inc. (GA-ASI), MQ-20 Avenger® insansız jeti ve en yeni hükümet referans otonomi yazılımıyla donatılmış bir F-22 Raptor kullanarak Güney Kaliforniya’daki Edwards Hava Kuvvetleri Üssü’nde otonom bir görev gerçekleştiren son gösterisini icra etti. F-22 ve MQ-20 arasındaki İnsanlı-İnsansız Ekip Oluşturmayı (MUM-T – Manned-Unmanned Teaming) sergileyen test, platformlar arasında koordinasyonu sağlamak için otonomi ve taktik veri bağlantısından (tactical data link) yararlandı.

    Görev, MQ-20 ile uçaktaki bir insan pilot tarafından uçurulan komuta uçağı F-22 arasında canlı bir etkileşimi içeriyordu ve ekip oluşturma komutlarını alma ve yürütme yeteneğini vurguladı.

    GA-ASI Başkanı David R. Alexander, “Hükümetin gelişmiş otonom sistemlerini kullanarak bu görevin kusursuz bir şekilde yerine getirilmesini takdirle karşılıyoruz,” dedi. “Bu demo, görev unsurlarının entegrasyonunu ve otonominin bağımsız kararlar almak ve F-22’den gelen komutları yürütmek için yerleşik sensörleri kullanma yeteneğini içeriyordu.”

    Gösteri, MQ-20 ve F-22 arasında İnsanlı-İnsansız Ekip Oluşturmayı ve hızlı yazılım entegrasyonunu ve askeri platformlar arasında iletişim ve koordinasyon için kullanılan taktiksel bir veri bağlantısını sergiledi. MQ-20, F-22 ile başarıyla mesaj alışverişinde bulundu ve F-22, Autonodyne Bashi Pilot Araç Arayüzü (PVI – Pilot Vehicle Interface) aracılığıyla MQ-20’ye otonomi komutları göndererek MQ-20’yi taktik manevralar yapmaya, rota noktalarını ayarlamaya, Muharebe Hava Devriyesi (CAP – Combat Air Patrol) ve havadan tehdit etkileşimi görevlerini yerine getirmeye yönlendirebildi.

    Bu gösteri, Müşterek Muharebe Uçaklarının (CCA – Collaborative Combat Aircraft) insanlı platformlar için kuvvet çarpanı olarak hareket etme ve otonom sistemler ile insan pilotlar arasında iş birliğini sağlama potansiyelini vurguladı. GA-ASI’nin MQ-20 Avenger insansız jeti, GA-ASI’nin amaca yönelik XQ-67A ve YFQ-42A uçaklarının gelişinden hem önce hem de sonra, beş yılı aşkın bir süredir vekil CCA (Müşterek Muharebe Uçağı) olarak hizmet vermektedir.

     

  • GA-ASI, Yeni İnsansız Savaş Uçağına “Dark Merlin” İsmini Verdi

    GA-ASI, Yeni İnsansız Savaş Uçağına “Dark Merlin” İsmini Verdi

     

    İnsansız Savaş Uçağı İlhamını Çevik Predator’dan Alıyor

    General Atomics Aeronautical Systems, Inc. (GA-ASI), ABD Hava Kuvvetleri Müşterek Muharebe Uçağı’na (CCA – Collaborative Combat Aircraft) yeni bir isim veriyor: YFQ-42A Dark Merlin.

    Siyah tüyleri ve av olarak diğer şahinleri yemeleriyle bilinen ölümcül doğanlar olan “Dark Merlin”ler (Kara Bozdoğan), hedeflerine karşı maksimum etki için genellikle gruplar halinde iş birliği yaparlar. Cornell Ornitoloji Laboratuvarı, Merlin’i avını uçuş sırasında yere indirmek için “sürpriz saldırılar kullanan küçük, vahşi bir doğan” olarak tanımlıyor. Dark Merlin, Amerika Birleşik Devletleri’nin Pasifik Kuzeybatısı’na özgüdür ve genellikle kuş gözlemcilerinin YFQ-42A’nın San Diego’daki üretim merkezinin yakınında onları gördüklerini rutin olarak bildirdikleri güney Kaliforniya’ya göç ederler.

    1962 tarihli “Profiles of the Future” (Geleceğin Profilleri) kitabı, henüz dünyayı değiştirmemiş küresel teknolojik harikaları hayal ederek “yeterince gelişmiş herhangi bir teknolojinin sihirden ayırt edilemeyeceğini” öne sürmüştü. Dark Merlin isminin aynı zamanda Arthur efsanesindeki Merlin’in büyücülüğünü yansıtması bir tesadüf değildir; bu isim yarı otonom hava muharebesinin bir nevi doğaüstü yeni çağına saygı duruşunda bulunmaktadır.

    GA-ASI Başkanı David R. Alexander, “Dark Merlin’ler hız ve aerodinamik için inşa edilmiş av makineleridir,” dedi. “Eğlence olsun diye diğer doğanları taciz ederler ve öldürdüklerini yerler. Bu isim yeni insansız savaş uçağımızı mükemmel bir şekilde özetliyor.”

    ABD Hava Kuvvetleri’nin resmi ön eki olan “Y”, ilk birkaç uçağın erken, üretim temsilcisi test modelleri olduğunu; “F” (Fighter) savaşçıyı ve “Q” ise insansız uçağı ifade eder. Uçaklar üretime girdiğinde “Y” harfi düşer – örneğin YF-16, “Fighting Falcon” (Savaşan Şahin) takma adıyla F-16 oldu – ve GA-ASI, yeni CCA’sının (Müşterek Muharebe Uçağı) “Dark Merlin” takma adıyla FQ-42A olmasını bekliyor.

    Dark Merlin, Nisan 2024’te CCA (Müşterek Muharebe Uçağı) programı için üretim temsilcisi uçuş testi ürünleri inşa etmek üzere ABD Hava Kuvvetleri tarafından GA-ASI’nin seçilmesinden bu yana dönüm noktalarını ve başarıları üst üste ekliyor. Ağustos 2025’te YFQ-42A, ABD Hava Kuvvetleri’ne ilk başarılı CCA uçuşunu sundu ve bunu bu ay kuvvetin görev otonomi yazılımı kullanan ilk CCA uçuşu izledi. Bu dönüm noktaları arasında GA-ASI, test programı devam ederken tek tuşla otonom kalkış ve inişler ve diğer başarıları gerçekleştiren birden fazla Dark Merlin inşa etti ve uçurdu.

    YFQ-42A Dark Merlin, GA-ASI’nin yeni nesil otonom muharebe uçaklarına yaptığı yatırımların bir parçası olarak geliştirilmiş, amaca yönelik bir CCA (Müşterek Muharebe Uçağı) platformudur. Uçağın modüler tasarımı, görev sistemlerinin hızlı entegrasyonuna olanak tanır. Birden fazla canlı uçuş testiyle kanıtlanan GA-ASI’nin otonomi mimarisi, karmaşık muharebe senaryolarında insan-makine ekip oluşturması (teaming) için temel sağlar.

    GA-ASI, 2008 yılında şirket tarafından finanse edilen silahlı MQ-20 Avenger® ile başlayarak yaklaşık yirmi yıldır insansız jetler inşa etmekte ve uçurmaktadır. Şirketin Avenger’a devam eden yatırımı, uçağın hem hükümet programlarında hem de şirket tarafından finanse edilen araştırma ve geliştirmede gelişmiş otonomi geliştirme ve testi için rutin olarak bir CCA (Müşterek Muharebe Uçağı) vekili olarak hizmet vermesiyle sonuç vermeye devam etmektedir. Şirketin ABD Hava Kuvvetleri Araştırma Laboratuvarı ile iş birliği içinde geliştirilen XQ-67A Off-Board Sensing Station (OBSS – Harici Algılama İstasyonu) jeti, gelişmiş havadan algılama özelliğine sahip otonom müşterek platformlar için son teknoloji bir model sunmakta ve YFQ-42A Dark Merlin için uçan bir prototip görevi görmüştür.

     

  • ProcessMind, MindDX ile Kurduğu Stratejik Ortaklıkla Türkiye Pazarına Resmi Olarak Giriş Yaptı

    ProcessMind, MindDX ile Kurduğu Stratejik Ortaklıkla Türkiye Pazarına Resmi Olarak Giriş Yaptı

     

    Türkiye’de Süreç Madenciliğinde Veri Odaklı Yeni Bir Dönem Başlıyor

    Yenilikçi süreç madenciliği (process mining) platformu ProcessMind, dijital dönüşüm, yalın (lean) yönetim, Six Sigma ve operasyonel mükemmeliyet alanında 20 yılı aşkın deneyime sahip MindDX ile gerçekleştirdiği stratejik iş birliği kapsamında Türkiye pazarına resmi giriş yaptığını duyurdu. Bu ortaklık sayesinde Türkiye’deki organizasyonlar, süreçlerini varsayımlara değil, doğrudan sistem verilerine dayalı objektif içgörülerle analiz etme ve iyileştirme imkânına kavuşacak.

    “Süreçler sandığınız gibi değildir; gerçeği veriler ortaya koyar.”

    Günümüzde şirketlerin önemli bir bölümü süreçlerini dokümantasyonlara, çalıştay çıktılarından elde edilen haritalara veya yönetsel varsayımlara dayanarak yönetmektedir. Oysa ERP, CRM ve diğer kurumsal sistemlerde kayıtlı gerçek işlem verileri, süreçlerin sahada gerçekte nasıl işlediğini açıkça ortaya koymaktadır.

    ProcessMind platformu; ERP, CRM ve diğer temel iş sistemlerinden elde edilen verileri analiz ederek süreç akışlarını otomatik olarak çıkarır, sapmaları tespit eder ve darboğazları görünür hale getirir. Global uygulama örneklerine göre süreç madenciliği projeleri:

    • Süreç döngü sürelerinde %30–50 oranında azalma
    • Operasyonel maliyetlerde %10–25 düşüş
    • Müşteri deneyiminde %25–60 iyileşme
    • Uyum (compliance) ihlallerinin %90’a varan oranlarda erken tespiti

    gibi ölçülebilir kazanımlar sağlayabilmektedir. Bu yaklaşım, yalın dönüşüm, Kaizen, Six Sigma ve sürekli iyileştirme metodolojileriyle entegre çalışarak süreç performansını veri temelli olarak optimize eder.

    Türkiye’de Yerel Uzmanlık ile Global Teknolojinin Buluşması

    MindDX’in Türkiye pazarındaki güçlü sektörel deneyimi, ERP ve sistem entegrasyon uzmanlığı ile ProcessMind’in gelişmiş süreç madenciliği teknolojisinin birleşmesi; organizasyonların analiz aşamasının ötesine geçmesini, daha hızlı aksiyon almasını ve yapısal tasarruf elde etmesini mümkün kılar.

    Serhan Oralp, CEO – MindDX, iş birliğiyle ilgili şu değerlendirmede bulundu:

    “Türkiye’de birçok organizasyon süreçlerini dokümantasyon üzerinden yönetmeye çalışıyor. Ancak gerçek süreçler sistem verilerinde saklı. ProcessMind ile birlikte müşterilerimize yalın, veri temelli ve sürdürülebilir bir operasyonel mükemmeliyet yaklaşımı sunuyoruz.”

    Christiaan Esmeijer, CEO / Founder – ProcessMind ise şunları söyledi:

    “MindDX ile yaptığımız iş birliği sayesinde, Türkiye’deki dijital dönüşüm uzmanlığını platformumuz ProcessMind ile bir araya getiriyoruz. Birlikte, Türkiye’deki organizasyonların daha hızlı hareket etmesine, risklerini azaltmasına ve performanslarını güvenle geliştirmesine destek olacağız.”

    ProcessMind Hakkında

    ProcessMind, kurumların ERP, CRM ve diğer iş sistemlerinden elde edilen gerçek işlem verilerini analiz ederek süreçlerini şeffaf ve ölçülebilir hale getiren yenilikçi bir süreç madenciliği platformudur.

    MindDX Hakkında

    MindDX, ERP, CRM, MES/IIoT, APS, süreç yönetimi, yalın dönüşüm (lean transformation), Six Sigma ve dijital dönüşüm alanlarında uzmanlaşmış bir teknoloji ve danışmanlık şirketidir.

    Çözüm hakkında daha fazla bilgi için: https://minddx.ai/tr/processmind-ile-surec-madenciligi-minddx

    Basın İletişim

    MindDX – [email protected]  – www.minddx.ai

     

    ProcessMind – [email protected]  – www.processmind.com

     

  • Efesus Stone’un Doğal Taş Koleksiyonları Rai Premium Tekirova Otel’de Hayat Buldu

    Efesus Stone’un Doğal Taş Koleksiyonları Rai Premium Tekirova Otel’de Hayat Buldu

     

    Antalya’nın Kemer ilçesine bağlı Tekirova’da konumlanan Rai Premium Tekirova Otel’in spa, hamam, restoran alanlarında ve otelin genel mimari kurgusunda geniş bir kullanım alanı buldu, Efesus Stone’un doğal taş koleksiyonlarıyla hayata geçirilen kapsamlı uygulamalar dikkat çekiyor. Proje kapsamında farklı mermer ve traverten türleri, mekânın mimari karakteriyle bütünleşecek şekilde kullanıldı.

    Spa ve Hamam Alanlarında Özel Tasarım Mermer Uygulamaları

    Projenin hamam bölümünde kullanılan Marmara Beyaz Mermer ve Marmara Sperenza Mermeri, Efesus Stone’un Marmara Adası’ndaki ocağından temin ediliyor. Doğal damar yapısı ve homojen yüzey karakteriyle öne çıkan bu mermerler, hamam mimarisinde güçlü bir zemin oluşturdu.

    Hamam alanında ayrıca, Efesus Stone’un Afyon ocağından çıkarılan Afyon Beyaz Mermer (Arcobelano) kullanıldı. Kontrast etkisi oluşturmak amacıyla projede Nero Marquina Mermer de tercih edildi. Zemin ve merkez alanlarda uygulanan özel waterjet desen çalışmaları, geleneksel hamam estetiğini çağdaş detaylarla buluşturdu.

    Afyon Beyaz Mermerin patlatma yüzey uygulaması ise spa bölümünde doğal taşın dokusal etkisini ön plana çıkararak mekâna derinlik kazandırdı. Göbek taşı ve merkez kompozisyonlarda kullanılan özel kesim detaylar, projede işçilik kalitesini öne çıkaran unsurlar arasında yer aldı.

    Restoran Alanlarında Carrara ve Gümüş Traverten

    Rai Premium Tekirova’nın restoran bölümünde tezgah uygulamalarında Carrara mermeri kullanıldı. Bunun yanı sıra bistro alanı ve otelin farklı iç mekânlarında da Carrara mermer kullanılarak tasarım bütünlüğü sağlandı. Açık renkli zemini ve zarif damar yapısıyla öne çıkan Carrara, yeme-içme alanlarında ferah ve dengeli bir atmosfer oluşturdu.

    Açık restoran alanında yer alan masa uygulamalarında ise, Efesus Stone’un kendi Gümüş Traverten ocağından temin edilen traverten tercih edildi. Doğal dokusu ve sıcak tonlarıyla Gümüş traverten, dış mekân konseptiyle uyumlu bir bütünlük sağladı.

    Otel odalarının lavabo uygulamalarında da Efesus Stone koleksiyonları kullanıldı. Böylece doğal taş kullanımı yalnızca belirli alanlarla sınırlı kalmayarak, otelin genel tasarım dili içerisinde süreklilik gösteren bütüncül bir yaklaşım ortaya koydu.

    Uzun Soluklu İş Birliği

    Rai Otelleri ile Efesus Stone arasındaki iş birliği uzun yıllara dayanıyor. Bu süreklilik, projelerde malzeme kalitesinin yanı sıra tasarım uyumu ve uygulama hassasiyetinin de sürdürülebilir bir anlayışla ele alındığını gösteriyor.

    Aynı grup bünyesinde yer alan Rai Foresta Tekirova Otel’in restoran, hamam ve spa alanlarında da Efesus Stone’un farklı doğal taş koleksiyonları tercih ediliyor. Bu durum, markanın resort ölçeğindeki projelerde güvenilir bir çözüm ortağı olarak konumlandığını ortaya koyuyor.

    Rai Premium Tekirova’daki bu kapsamlı doğal taş uygulaması, resort ölçeğinde mermer ve travertenin estetik ve fonksiyonel potansiyelini bütüncül bir mimari yaklaşımla ortaya koyan referans projeler arasında yer alıyor.

     

  • Türkiye’nin Biyoteknoloji Vizyoneri Eyüp Sabri Göncü

    Türkiye’nin Biyoteknoloji Vizyoneri Eyüp Sabri Göncü

    Türkiye’nin teknolojik bağımsızlık hedefleri doğrultusunda biyoteknoloji sektöründe devrim niteliğinde adımlar atan Eyüp Sabri Göncü, yerli üretimin küresel standartlara ulaşmasındaki en önemli figürlerden biri haline geldi. Mühendislik disiplinini stratejik yatırımlarla birleştiren Göncü, Dollvet Biyoteknoloji çatısı altında Türkiye’nin ilaç ve aşı vizyonuna liderlik ediyor. İşte sanayicilikten yüksek teknolojiye uzanan o vizyoner portre.

    Küresel Eğitim ve Teknik Altyapı

    1978 yılında Şanlıurfa’da doğan Eyüp Sabri Göncü, mühendislik eğitimini Uludağ Üniversitesi’nde tamamlayarak teknik altyapısını oluşturdu. Akademik birikimini uluslararası seviyeye taşımak amacıyla ABD’de Georgia Tech University ve İngiltere’de University of Leicester’da eğitim hayatını sürdüren Göncü, bu süreçte küresel endüstriyel standartları ve teknolojik dönüşüm süreçlerini yerinde gözlemledi.

    İş Dünyasında İlk Adımlar ve Dönüşüm

    2004 yılında Türkiye’ye dönen Göncü, kariyerine aile şirketleri bünyesinde inşaat ve tekstil sektörlerinde başladı. Bu dönemde Türkiye’nin kültürel mirası için kritik olan önemli restorasyon projelerine imza atarak mühendislik tecrübesini sahaya yansıttı. 2015 yılı ise Göncü için büyük bir stratejik dönüm noktası oldu. Geleneksel sektörlerdeki birikimini tamamen biyoteknoloji alanına kanalize eden Göncü, Dollvet Biyoteknoloji’nin tüm hisselerini satın alarak yerli teknoloji hamlesini başlattı.

    Biyoteknolojide Küresel Bir Merkez: Dollvet

    Göncü’nün vizyonuyla yeniden şekillenen Dollvet Biyoteknoloji, kısa sürede aşı, ilaç ve biyolojik madde üretiminde dünya standartlarında bir kampüse dönüştü. Şanlıurfa’da kurulan bu tesis, yerli üretimi destekleyen yapısıyla Türkiye’nin bu alandaki dışa bağımlılığını azaltmayı hedeflerken, dünya çapında rekabet edebilecek ürünler geliştirmeye devam ediyor.

    Toplumsal Sorumluluk ve Liderlik

    Eyüp Sabri Göncü’nün çok yönlü liderliği, iş dünyasının ötesinde sosyal projelere de uzanmaktadır. 2013-2016 yılları arasında İstanbul Şanlıurfa Dayanışma Derneği Başkanlığı görevini yürüten Göncü, pek çok sosyal sorumluluk projesinde aktif rol alarak toplumun gelişimine katkı sağladı. Bugün hem bir yatırımcı hem de bir toplum gönüllüsü olarak, Türkiye’yi biyoteknoloji arenasında öncü bir marka yapma hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor.

  • Gümrükten E-Ticarete Yapay Zeka Dönemi: “Sistemleri Kuranlar, Güvenliği de Kurmak Zorunda”

    Gümrükten E-Ticarete Yapay Zeka Dönemi: “Sistemleri Kuranlar, Güvenliği de Kurmak Zorunda”

    İstanbul, Şubat 2026 – Dünya Ekonomik Forumu’nun açıkladığı Global CybersecurityOutlook 2026 raporuna göre, yapay zeka araçlarının güvenliğini değerlendiren kurum oranı geçen yıla kıyasla neredeyse iki katına çıkarak yüzde 64’e ulaştı. Aynı dönemde kurumsal siber güvenlik liderlerinin yüzde 94’ü, yapay zekanın 2026’da siber güvenlik alanını şekillendirecek en belirleyici güç olacağını öngörüyor. Bu tablo, onlarca kritik kurumun dijital altyapısını bizzat kurmuş teknoloji girişimcisi Ufuk Arı’ya göre artık bir “uyarı” değil, bir “teslim tarihi.”

    Türk havacılık, enerji ve sağlık sektörünün devleriyle — THY, GE Aviation, GE Healthcare, Halliburton, Pratt & Whitney — yazılım entegrasyon ve lojistik altyapı projeleri yürüten Maltepe Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği mezunu Ufuk Arı, bugün bu deneyimi bir çerçeveye oturtarak sektöre sesleniyor: Yapay zeka artık yalnızca süreçleri hızlandırmıyor; aynı hızda yeni saldırı yüzeyleri de yaratıyor.

    Gümrükte AI Dönemi Resmi Olarak Başladı

    Türkiye Cumhurbaşkanlığı 2026 Yıllık Programı kapsamında, gümrük beyanname kontrolleri ve tarife süreçlerinde yapay zeka destekli sistemlerin devreye alınması planlanıyor. BİLGE Sistemi başta olmak üzere elektronik gümrük uygulamalarının blokzincir ve yapay zeka ile güçlendirilmesi hedefleniyor. Bu dönüşüm, sektörün teknik altyapısını yakından tanıyan isimler için hem büyük bir fırsat hem de ciddi bir sorumluluk anlamına geliyor.

    Türkiye’de gerçekleştirilen hidro, jeotermal ve petrol kuyularının yaklaşık %70‘inin gümrük çözüm ortağı sıfatıyla görev yapmış olan Ufuk Arı, bu süreçlere ilk elden tanıklık eden nadir isimlerden biri. Fatih ve Yavuz sondaj gemileri ile TEİ Eskişehir tesislerinde yürüttüğü entegrasyon projeleri, onun kritik altyapı kavramını yalnızca teorik değil, operasyonel düzeyde ele alan bir teknoloji girişimcisi olduğunu ortaya koyuyor.

    “Gümrük süreçleri dijitalleştikçe saldırı yüzeyi de büyüyor. Beyanname sahteciliğinden tedarik zinciri manipülasyonuna kadar yeni nesil tehditler, bu sistemleri bilen ellerde çözülmek zorunda.”
    — Ufuk Arı, Teknoloji Girişimcisi & Neirt Bilişim Kurucusu

    E-Ticarette AI Kolaylaştırıyor, Riskler Büyüyor

    Kaspersky’nin 2026 raporuna göre, yapay zeka destekli alışveriş deneyimlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte e-ticaret sektöründe gizlilik riskleri de hız kazandı. Kasım 2024–Ekim 2025 döneminde yalnızca çevrimiçi mağazaları, ödeme ve teslimat sistemlerini hedef alan yaklaşık 6,7 milyon oltalama girişimi engellendi; bu saldırıların %50,58‘i doğrudan alışveriş yapan son kullanıcıları hedef aldı.

    E-ticaret altyapıları ve dijital dönüşüm alanında Apple Türkiye, Xiaomi Türkiye ve IKEA Türkiye gibi global markaların entegrasyon projelerinde yer almış olan Ufuk Arı, bu riski platformun değil kullanıcının güvenliğine odaklanarak değerlendiriyor. Arı’ya göre altyapıyı kurarken gömülmeyen güvenlik katmanları, sonradan eklenen yamalarla kapatılamaz.

    Tedarik Zinciri, Siber Güvenliğin Yeni Kırılgan Halkası

    2026 itibarıyla büyük şirketlerin %65‘i, üçüncü taraf ve tedarik zinciri risklerini en kritik siber dayanıklılık sorunu olarak tanımlıyor — bu oran bir önceki yıla göre 11 puan artış gösterdi. KPMG’nin 2026 tedarik zinciri raporuna göre ise yapay zekanın tedarik zinciri yönetimindeki vaatleri bu yıl somut operasyonel gerçekliklere dönüşmeye başlıyor.

    Schlumberger, Daikin Europe, Dow AgroSciences ve Biofarma İlaç gibi küresel ölçekte hassas tedarik zincirlerine sahip kurumlarla çalışmış olan Ufuk Arı, bu tabloyu soyut bir istatistik olarak değil, bizzat yönettiği projelerin içinden gelen somut bir tehdit olarak ele alıyor. Arı’nın kurduğu Neirt Bilişim bünyesinde geliştirilen yazılım ve sistem çözümleri, tedarik zinciri görünürlüğü ve entegrasyon güvenliği odağında konumlanıyor.

    Ufuk Arı Hakkında

    Ufuk Arı, Türkiye’nin teknoloji ve dijital dönüşüm ekosisteminde öne çıkan girişimciler arasında yer almaktadır. 1990 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Arı, Maltepe Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünden mezun olmasının ardından üniversite yıllarında kurduğu Neirt Bilişim Teknolojileri ile yazılım ve sistem geliştirme alanında büyük kurumsal yapılara hizmet sunmaya başladı. Bugün portföyüne Bitescil — marka, patent ve domain tescil platformu — da eklenen Arı, hem ürün geliştirme hem de teknoloji danışmanlığı cephesinde aktif olarak çalışmaktadır.

    Kariyeri boyunca THY, Apple Türkiye, Xiaomi Türkiye, IKEA Türkiye, GE Aviation, GE Healthcare, GE Oil&Gas, Halliburton, Schlumberger, Pratt & Whitney Turkish Engine Center, Daikin Europe, Biofarma İlaç, Weber Saint-Gobain ile TCI ve TEİ gibi dünya devi kurumların gümrük müşavirliği, yazılım entegrasyonu, depo otomasyonu ve lojistik altyapı projelerinde görev alan Arı; sektörler arası uzmanlığıyla dikkat çekmektedir. Türkiye’de gerçekleştirilen hidro, jeotermal ve petrol kuyularının yaklaşık %70‘inin gümrük süreçlerinde çözüm ortağı olarak yer alması, onun sektördeki etki alanını somutlaştıran en çarpıcı göstergelerden biridir.

    Gümrük mevzuatı ve entegrasyon sistemleri, lojistik ve tedarik zinciri yazılımları, e-ticaret altyapıları ve kurumsal BT danışmanlığı alanlarındaki çok disiplinli birikimi ile Ufuk Arı, Türkiye’nin dijital dönüşüm sürecine hem operasyonel hem de stratejik katkı sağlamayı sürdürmektedir.