Blog

  • Op. Dr. Akın Akyurt: ‘Korneada kapak oluşturulmaması uzun vadeli stabilite için kritik önem taşıyor’

    Op. Dr. Akın Akyurt: ‘Korneada kapak oluşturulmaması uzun vadeli stabilite için kritik önem taşıyor’

    İSTANBUL – Göz kusurlarının düzeltilmesinde teknoloji odaklı dönüşüm, küresel ölçekte büyük bir ivme kazandı. Grand View Research verilerine göre; kişiye özel lazer cerrahisi pazarı, her yıl ortalama yüzde 4,9 büyüyerek 2030 yılına kadar 5,35 milyar dolar hacime ulaşacak. Bu büyümenin merkezinde ise minimal invaziv (daha az müdahale gerektiren) yöntemler ve “flapsiz” (kapakçık açılmayan) cerrahiler yer alıyor.

    Veni Vidi Göz uzmanlarından Op. Dr. Akın Akyurt, özellikle aktif yaşam tarzına sahip bireylerin beklentileriyle örtüşen ReLEx SMILE teknolojisinin, bu alandaki  güçlü eğilimlerden biri olduğunu vurguladı.

    Kornea yapısı daha stabil kalıyor

    Klasik LASIK yöntemlerinde korneada geniş bir kapak (flap) oluşturulurken, ReLEx SMILE yönteminde bu adıma ihtiyaç duyulmuyor. CRST Europe yayınlarında paylaşılan verilere göre; kapak oluşturulmaması, ameliyat sonrası flap kaynaklı kaygıları ortadan kaldırırken gözün biyomekanik yapısını daha güçlü tutuyor.

    Operasyonun mantığını anlatan Op. Dr. Akın Akyurt, “Bu yöntemde kornea içinde sadece birkaç milimetrelik küçük bir kesiden müdahale ediyoruz. Kapak oluşturmadığımız için gözün doğal yapısı büyük ölçüde korunuyor. Bu durum, özellikle darbe riski taşıyan sporcular veya hareketli bir yaşamı olan kişiler için ciddi bir güvenlik avantajı sağlıyor” dedi.

    Ekran başında çalışanlar için “Göz Kuruluğu” avantajı

    Lazer tedavisi düşünenlerin en büyük çekincelerinden biri olan göz kuruluğu, yeni nesil yöntemlerle minimuma iniyor. StatPearls (NCBI) tıbbi derlemelerinde yer alan bulgular; SMILE yönteminin, kornea sinirlerini daha fazla koruduğu için LASIK’e kıyasla çok daha az göz kuruluğuna neden olduğunu gösteriyor.

    Dr. Akyurt, bu avantajın önemine şu sözlerle dikkat çekti: “Günümüzde vaktinin çoğunu ekran karşısında geçiren veya lens kullanımına bağlı kuruluk yaşayan hastalarımız için konfor belirleyici bir unsur. Sinir dokusunun korunması, operasyon sonrası iyileşme sürecini çok daha konforlu kılıyor.”

    Başarı oranı yüzde 97: Hızlı iyileşme, keskin görüş

    Bilimsel çalışmalar, yeni nesil lazer yöntemlerinin sadece konfor değil, sonuç açısından da yüksek performans sergilediğini kanıtlıyor. 2020 yılında yapılan çok ülkeli bir kullanıcı anketi, hastaların yüzde 97 gibi çok yüksek bir memnuniyet oranına sahip olduğunu raporladı. Ayrıca, operasyon sonrası 1. ayda hastaların büyük çoğunluğu 20/20 veya üzerinde bir görme keskinliğine ulaşıyor.

    “Doğru yöntem, doğru hasta”

    Her gözün yapısının parmak izi kadar benzersiz olduğunu hatırlatan Op. Dr. Akın Akyurt, başarının anahtarını “kişiye özel planlama” olarak tanımlıyor: “Veni Vidi Göz bünyesinde yaptığımız ileri tetkiklerle hastanın kornea kalınlığından numara stabilitesine kadar her detayı inceliyoruz. Unutulmamalı ki; en iyi yöntem, hastanın göz yapısına ve yaşam tarzına en uygun olan yöntemdir.”

    Almanya’da aldığı ihtisas ve akademik çalışmalarıyla (dr.med) uluslararası standartları takip eden Dr. Akyurt; AAO, ASCRS ve ESCRS gibi küresel mesleki birliklerin de güncel protokollerini klinik pratiğine entegre ettiklerini ekledi.

  • Kurgu Yönetmeni Erdinç Erte: “Yapay zeka rakibimiz değil, yardımcımız”

    Kurgu Yönetmeni Erdinç Erte: “Yapay zeka rakibimiz değil, yardımcımız”

    Ödüllü Kurgu Yönetmeni Erdinç Erte, medya ve sinema dünyasını meşgul eden yapay zeka tartışmalarına dair önemli açıklamalarda bulundu. Yapay zekanın video editörlerinin sonunu getirmeyeceğini; aksine teknik iş yükünü azaltarak yaratıcılığa alan açacağını belirtti.

     

    Yapay zeka teknolojilerinin hızla yükselişi, sinema ve televizyon dünyasında “Kurgu ve yaratıcılık makinelerin eline mi geçiyor?” sorusunu gündeme taşıyor. Sektördeki 10 yıllık deneyimiyle tanınan ödüllü Kurgu Yönetmeni Erdinç Erte, yapay zekanın bir rakip değil, yaratıcı sınırları genişleten bir yardımcı olduğunu vurgulayarak sinemada asıl farkı yaratanın insan bakış açısı olduğunu belirtti.

    “Yapay zeka sinemanın sonu değil, yeni bir evresi”

     Kliplerden belgesellere, televizyon programlarından sinematik projelere kadar geniş bir yelpazede çalışmalar yürüten ve 2022 yılında kurgusunu üstlendiği “112 Acil Çağrı” belgeseliyle “Yılın En İyi Reality Show” ödülünü kazanan Erdinç Erte, sektördeki dijital dönüşümü şu sözlerle değerlendirdi: “Bence yapay zeka sinemanın ve video editörlerinin sonu değil, yeni bir evresi. Teknik yük azaldıkça yaratıcı alana daha fazla yoğunlaşıyoruz. Bu da daha sinematik, daha güçlü ve daha cesur işler üretmemizi sağlıyor.”

    Sinema estetiği daha erişilebilir hale geliyor”

     Yapay zekanın, post prodüksiyon süreçlerinde kalite standartlarını yukarı taşıdığına dikkat çeken Erdinç Erte, teknolojinin sağladığı maliyet ve zaman avantajının bağımsız projelere güç kattığını ifade ederek, “Eskiden dev bütçeler gerektiren görsel iyileştirmeler artık çok daha ulaşılabilir. Bu durum, bağımsız projelerde bile yüksek sinema estetiğini yakalamayı mümkün kılıyor. Sinema dili teknolojiyle zayıflamıyor, aksine daha da güçleniyor” dedi.

    Hikâyeyi algoritma değil, insan yazıyor”

     Teknolojinin gelişimine rağmen yaratıcılığın merkezinde her zaman insan dokunuşu olması gerektiğini savunan Kurgu Yönetmeni Erdinç Erte, mesleklerin yok olacağı yönündeki kaygılara net bir yanıt vererek değerlendirmelerini şöyle sonlandırdı: “Yapay zeka görüntü üretebilir ama bir karakterin duygusunu, bir sahnenin dramatik ritmini ve anlatımın ruhunu kuramaz. Sinemada da videoda da asıl farkı yaratan insan bakış açısı ve estetik algıdır. Anlatımın kalbi olan duygu, algoritmaların değil; yönetmenlerin ve kurgucuların estetik vizyonuyla şekillenmeye devam edecek.”

  • Nexans Türkiye, kablolarda yangın güvenliği standartlarını yükseltiyor

    Nexans Türkiye, kablolarda yangın güvenliği standartlarını yükseltiyor

    Nexans Türkiye, yangın güvenliğini artırmak amacıyla daha yüksek güvenlik performansı sunan CPR Cca sınıfı yangın güvenliği kablolarını standart olarak belirledi. Denizli ve Tuzladaki Ar-Ge merkezlerinde geliştirilen yüksek yangın performanslı Cca sınıfı yangın güvenliği kabloları, yangının ilerleme hızını düşürerek, can ve mal kaybı riskini en aza indiriyor, zehirli duman oluşumunu sınırlandırıyor ve tahliye süreçlerinin kolaylaşmasına olanak tanıyor.

    Hastaneler, okullar, alışveriş merkezleri, oteller, metro istasyonları, tüneller gibi insan yoğunluğunun fazla, tahliyenin ise zor olduğu ya da veri merkezleri ve üretim tesisleri gibi operasyonel sürekliliğin kritik olduğu alanlarda, kabloların yangın anındaki performansı can güvenliğini ve yayılım riskini doğrudan etkiliyor.

    Avrupa kablo birliklerinin araştırmaları da düşük duman ve düşük toksisiteye sahip kabloların, yangın esnasında tahliye süresini uzattığını, görüş güvenliğini artırdığını ve itfaiye ekiplerinin müdahale koşullarını önemli ölçüde iyileştirdiğini ortaya koyuyor. Nexans, halojensiz ve yüksek performanslı malzemeler kullanarak bu alanlardaki toksik emisyon riskini minimuma indiriyor. EN 50399 standardına göre test edilen, yüksek yangın performanslı CPR Cca sınıfı yeni kablolar dört temel güvenlik başlığında fark yaratıyor:

    1. Alev yayılımı: CPR Cca sınıfı kablolar, yangın sırasında alevin kablo güzergâhı boyunca hızla ilerlemesini sınırlandıracak şekilde tasarlanmıştır. Elektrik tesisatlarının yangın davranışı üzerinde kritik rol oynadığı yapılarda, Cca sınıfı kablolar yangın yayılım hızının düşürülmesine katkı sağlar.
    2. Isı açığa çıkışı: Yangın sırasında çevredeki yapı malzemelerinin tutuşmasını hızlandıran ısı açığa çıkışı, Cca sınıfı kablolarda minimum seviyededir.
    3. Duman üretimi: Yangınlarda can kayıplarının büyük bölümü yoğun duman nedeniyle meydana gelmektedir. Düşük duman yoğunluğuna sahip Cca sınıfı kablolar, kaçış koridorlarında nefes alma ve görüş koşullarının korunmasına destek olur.
    4. Asidik ve zehirli gazların azaltılması: Halojensiz yapısı sayesinde Cca sınıfı kablolar, yangın sırasında korozif ve toksik gaz salınımını minimize ederek hem tahliye sürecini hem de itfaiye müdahalesini kolaylaştırır.

    m CPR Eca Sınıfı kablolarımızı CPR Cca seviyesine yükseltme kararı aldık”

    Nexans Ortadoğu ve Afrika Bölge Başkanı Atilla Kurtiş, konuyla ilgili yaptığı açıklamada yangın güvenliğinin hayati önemine şu sözlerle dikkat çekti: “Yangın anında her saniye kritiktir. Düşük duman ve düşük toksisite, yangın anında insanların güvenli şekilde tahliye edilebilmesi açısından hayati rol oynar. Nexans Türkiye olarak, asgari gerekliliklerle yetinmeyerek tüm CPR Eca sınıfı yangın güvenliği kablolarını CPR Cca seviyesine yükseltme kararı aldık. İstanbul İtfaiyesi’nin verilerine göre, her yıl meydana gelen yangınların önemli bir bölümü ‘elektrik kontağı’ veya tesisat kaynaklı nedenlerden oluşuyor. Bu tablo, elektrik altyapısında kullanılan ürünlerin yangın güvenliği açısından ne kadar stratejik bir rol üstlendiğini açıkça ortaya koyuyor. Cca sınıfı kablolarımız, sadece alevi ilerletmemekle kalmaz; duman yoğunluğunu ve asidik gaz salınımını minimize ederek tahliye için gereken “altın dakikaları” kazandırır.”

    CPR: Bir mevzuat değil, yaşam güvencesiGünümüz yapılarında binaların giderek daha yüksek ve daha fazla elektrikli sistem barındırır hale geldiğini ve yangın risk profilinin arttığını belirten Atilla Kurtiş, bu noktada Yapı Malzemeleri Yönetmeliği’nin (CPR) kritik bir referans çerçevesi sunduğunu vurguladı. CPR’ın yalnızca bir ‘uyum’ konusu değil; insanları, varlıkları ve kritik altyapıları korumak için geliştirilmiş yönetmeliklerden biri olduğunu belirterek şunları ekledi: “Nexans Türkiye olarak, bu çerçeveyi hem müşterilerimiz hem de sektör paydaşlarımız için daha anlaşılır ve uygulanabilir hale getirmek üzere uzun süredir çalışıyoruz. Çünkü biz bu dönüşümü, mevzuatın ötesinde, modern yaşamın güvenlik standartlarını ileriye taşıyan stratejik bir sorumluluk olarak görüyoruz.”

    Sonuç: Türkiyenin yangın direncine güçlü katkıNexans’ın Cca sınıfı yangın güvenliği kabloları, yangının ilerleme hızını düşürerek can ve mal kaybı riskinin azaltılmasına katkı sağlıyor, zehirli duman oluşumunu azaltarak kaçış süreçlerinde görüş ve solunum koşullarının korunmasına imkan veriyor. Geliştirdiği yenilikçi kablo çözümleriyle yangın güvenliği alanında Ar-Ge liderliğini sürdüren Nexans Türkiye, CPR Eca sınıfından CPR Cca sınıfına geçiş kararıyla Türkiye’de yangına karşı daha güvenli elektrik altyapılarının oluşturulmasına destek olmayı sürdürüyor.

    Nexans Hakkında

    Nexans, sürdürülebilir elektrifikasyon alanında global ölçekte uzmanlaşmış bir lider şirket olarak, dünyanın akıllı, dayanıklı ve düşük karbonlu bir geleceğe geçişini mümkün kılan temel sistemler inşa etmektedir. Açık deniz ve kara tipi yenilenebilir enerji projelerinden akıllı şehirlere ve evlere uzanan geniş bir yelpazede Nexans; geleceği güvenli, verimli ve sürdürülebilir kılan ileri teknoloji kablo çözümleri, aksesuarlar ve hizmetler tasarlayıp sunar.

    140 yılı aşkın köklü geçmişiyle Nexans, İletim, Şebeke ve Kullanım olmak üzere üç ana iş kolu üzerinden faaliyet göstermektedir. Derin sektör uzmanlığını ileri düzey inovasyonla birleştiren Nexans, enerji dönüşümünü hızlandırmayı ve müşterilerinin ihtiyaçlarını daha etkin şekilde karşılamayı hedeflemektedir. Çevre, Ekonomi ve Çalışan Bağlılığı (Environment, Economy, Engagement) odaklı benzersiz E3 modeli, performansı amaçla uyumlu hale getirerek şirketin tüm faaliyetlerine yön vermektedir.

    Nexans, 41 ülkede 28.500 çalışanıyla faaliyet göstermekte olup, 2024 yılında 7,1 milyar Euro standart satış geliri elde etmiştir. İklim eyleminde liderliğiyle tanınan Nexans, Bilime Dayalı Hedefler girişimi (SBTi) ile uyumlu olarak 2050 yılına kadar Net-Sıfır emisyon hedefine ulaşmayı taahhüt etmekte ve Fondation Nexans aracılığıyla enerjiye erişimin yaygınlaştırılması için çalışmalarını sürdürmektedir.

  • Başkan Abdurrahman Yıldız’dan MEİGDER’e Anlamlı Ziyaret

     

    Toroslar Belediye Başkanı Abdurrahman Yıldız, MEİGDER ziyaretinde internet gazeteciliğinin önemine değinerek yerel basınla dayanışma mesajı verdi.

    Toroslar Belediye Başkanı Abdurrahman Yıldız, Mersin İnternet Gazetecileri Derneği’ni (MEİGDER) ziyaret ederek basın mensuplarıyla bir araya geldi. Ziyarette dijitalleşen medya dünyası, internet gazeteciliğinin geleceği ve yerel basının içinde bulunduğu ekonomik darboğaz ele alındı.
    İnternet Gazeteciliği İçin Açık Destek Çağrısı


    MEİGDER Başkanı A. Vahap Şehitoğlu, artan maliyetler ve düşen reklam gelirleri nedeniyle internet gazetelerinin ciddi bir ayakta kalma mücadelesi verdiğini söyledi. Şehitoğlu, özellikle sosyal belediyeciliği önceleyen CHP’li belediyelerin düzenli banner destekleriyle yerel basına katkı sunmasının demokratik bir sorumluluk olduğunu vurguladı.
    Şehitoğlu, bu desteğin hem şeffaflığı hem de toplumsal güveni güçlendireceğini sözlerine ekledi.

    “Gazetecilik Bir Onur Mesleğidir”
    Başkan Abdurrahman Yıldız ise basının denetim rolüne dikkat çekerek gazeteciliğin hâlâ toplumun “4. kuvveti” olması gerektiğini söyledi.
    Yıldız, “Gazeteciliğin 4. kuvvet olması gerektiğine inanıyorum. Bu meslek sadece haber vermek değil, aynı zamanda güçlü bir denetim mekanizmasıdır. Dijital medya artık kendini iyice hissettiriyor. Yerel basının toparlanması için belediye olarak özenli davranmaya çalışıyoruz” dedi.

    Yıldız’dan Destek Mesajı
    2026 yılının ekonomik açıdan zorlu geçebileceğine ve belediye gelirlerinde düşüş yaşanabileceğine dikkat çeken Yıldız, buna rağmen yerel medya ile dayanışma içinde olmak istediklerini belirtti.
    “Bu süreci birlikte aşmamız gerekiyor. Hep beraber el birliğiyle bir dayanışma ilişkisi kurup işleri rayına oturtmamız lazım” diyen Yıldız, yerel basına açık destek mesajı verdi.

  • Elektrikli Araçlarda Yüzde 52,5 Ekonomik Etki Konusunda Kararsız

    Elektrikli Araçlarda Yüzde 52,5 Ekonomik Etki Konusunda Kararsız

    Areda Survey’in Sosyometre-Ocak 2026 araştırmasına göre toplumun yüzde 52,5’i elektrikli otomobillerin Türkiye ekonomisine ne olumlu ne olumsuz etki yapacağını düşünüyor. Olumlu katkı bekleyenlerin oranı yüzde 37,5’te kalırken, erkeklerde olumsuz beklenti yüzde 15,8’e çıkıyor.

    Ekonomik Dönüşümde Temkinli Yaklaşım

    Areda Survey’in Türkiye genelinde 2.845 kişinin katılımıyla 27-30 Ocak 2026 tarihleri arasında gerçekleştirdiği araştırmaya göre, elektrikli otomobil kullanımının yaygınlaşmasının Türkiye ekonomisine etkisine ilişkin kamuoyu algısı “temkinli” bir tablo ortaya koyuyor. Katılımcıların yüzde 52,5’i bu dönüşümün ekonomiye ne olumlu ne de olumsuz bir etkisi olacağını ifade ederken, yüzde 37,5’i olumlu katkı sağlayacağını düşünüyor. Yalnızca yüzde 10’luk bir kesim ise olumsuz etki bekliyor.

    Erkeklerde Risk Algısı Daha Yüksek

    Cinsiyete göre analizde kadınların yüzde 37,8’i olumlu katkı beklerken, erkeklerde bu oran yüzde 37,3 ile benzer seviyede. Ancak olumsuz etki beklentisi erkeklerde yüzde 15,8’e çıkarken, kadınlarda bu oran yüzde 4,6’da kalıyor. Erkeklerin ekonomik risk algısının daha yüksek olduğu görülüyor.

    55 Yaş Üzeri Daha İyimser

    Yaş grupları incelendiğinde, elektrikli araçların ekonomiye olumlu katkı sağlayacağını düşünenlerin oranı 55 yaş ve üzeri grupta yüzde 46,6 ile en yüksek seviyeye ulaşıyor. Buna karşılık 18-34 yaş grubunda olumsuz etki beklentisi daha yüksek seyrediyor. Gençlerin dönüşüme daha eleştirel yaklaştığı görülüyor.

    Eğitim Seviyesi Arttıkça Olumlu Beklenti Yükseliyor

    Eğitim düzeyi yükseldikçe olumlu katkı beklentisinin arttığı dikkat çekiyor. Lisans ve üzeri eğitim grubunda elektrikli araçların ekonomiye olumlu katkı sağlayacağını düşünenlerin oranı yüzde 50,8’e ulaşıyor. Aynı oran lise mezunlarında yüzde 32,6, ilköğretim ve altı eğitim grubunda ise yüzde 35 olarak ölçülüyor.

  • GA-ASI’nin YFQ-42A Platformu, Yeni Nesil Seferi Hava Operasyonlarını Destekleyecek

    GA-ASI’nin YFQ-42A Platformu, Yeni Nesil Seferi Hava Operasyonlarını Destekleyecek

    General Atomics Aeronautical Systems, Inc. (GA-ASI), ABD Deniz Piyadeleri (USMC) tarafından Deniz Hava-Kara Görev Gücü İnsansız Seferi Taktik Hava Aracı (MUX TACAIR) Müşterek Muharebe Uçağı (CCA) programında değerlendirilmek üzere rekabetçi bir şekilde seçildi. Anlaşma, GA-ASI’ninotonomi ve insansız hava aracı sistemlerindeki uzmanlığını, devlet tarafından sağlanan bir görev paketiyle bütünleştiriyor ve mürettebatlı savaş uçaklarıyla entegrasyonu değerlendirmek için YFQ-42A platformunu vekil olarak kullanıyor.

    Sözleşme, Deniz Hava-Kara Görev Gücü (MAGTF) bünyesinde değerlendirilmek üzere bir Deniz Piyadeleri görev kitinin YFQ-42A vekil platformuna entegrasyonunu başlatıyor.

    USMC (ABD Deniz Piyadeleri) sözleşmesi, devlet tarafından sağlanan görev kiti için – kinetik ve kinetik olmayan etkiler sunabilen, uygun maliyetli, sensör açısından zengin, yazılım tanımlı bir paket – otonominin hızlı bir şekilde geliştirilmesini ve çözümün seferi operasyonlarda kullanılmak üzere konumlandırılmasını içeriyor. Bu çalışma, gelecekteki MUX TACAIR (Deniz Hava-Kara Görev Gücü İnsansız Seferi Taktik Hava Aracı) yeteneklerinin değerlendirmelerini destekleyecektir.

    GA-ASI İleri Programlar Başkan Yardımcısı Mike Atwood, “Bu seçim, bugün kullanımda olan GA-ASI otonom sistemleri üzerine inşa edilmiştir ve kritik USMC (ABD Deniz Piyadeleri) görevleri için yeni nesil yetenekler sunma taahhüdümüzü göstermektedir,” dedi. “FQ-42’miz, kanıtlanmış otonomi mimarimiz ve entegrasyon uzmanlığımızla birleştiğinde, bizi çekişmeli ortamlarda Deniz Hava-Kara Görev Gücü’nün (MAGTF) operasyonel etkinliğini artıran uygun fiyatlı bir CCA (Müşterek Muharebe Uçağı) çözümünü hızla sunacak şekilde konumlandırıyor.”

    GA-ASI, Nisan 2024’te ABD Hava Kuvvetleri tarafından CCA (Müşterek Muharebe Uçağı) programı için üretime uygun uçuş testi parçaları inşa etmek üzere seçildi. YFQ-42A, Ağustos 2025’te ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştirerek hızlı, modüler ve düşük maliyetli insansız savaş uçağı geliştirme için bir “cins/tür” konseptini doğruladı. Bu yaklaşım, farklı görev setleri ve hizmet gereksinimleri için hızla uyarlanabilen ortak bir çekirdek uçak tasarımına olanak tanır.

    YFQ-42A, GA-ASI’nin yeni nesil otonom savaş uçaklarına devam eden yatırımının bir parçası olarak geliştirilen, amaca yönelik bir CCA (Müşterek Muharebe Uçağı) platformudur. Uçağın modüler tasarımı, görev sistemlerinin hızlı entegrasyonuna olanak tanır. GA-ASI’nin çoklu canlı uçuş testleriyle gösterilen otonomi mimarisi, karmaşık savaş senaryolarında insan-makine iş birliği için temel sağlar.

  •  Maldivler İkonik Balina Köpek Balıklarını Korumak İçin Tech4Nature Projesini Başlattı

     Maldivler İkonik Balina Köpek Balıklarını Korumak İçin Tech4Nature Projesini Başlattı

    Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN), Maldivler Cumhuriyeti Turizm ve Çevre Bakanlığı ve Huawei, Güney Ari Deniz Koruma Alanı’nın (SAMPA) yönetimini modernize etmek için yeni bir girişim başlattı. Temel saha izleme teknolojilerinden ve gerçek zamanlı iletişim araçlarından yararlanan Tech4Nature projesi, ikonik balina köpek balığı popülasyonunu korumayı ve dünya standartlarında bir turizm destinasyonunun sosyo-ekonomik baskılarını telafi etmeyi amaçlıyor.

    Maldivler’in en büyük deniz koruma alanı ve balina köpek balıkları (Rhinocondon typus) için küresel ölçekte önem taşıyan bir yıl boyu toplanma alanı olan SAMPA her yıl binlerce ziyaretçi çekiyorMuazzam genişliği ve çok sayıda erişim noktası geleneksel izleme yaklaşımları için önemli bir lojistik zorluk oluşturuyor. Tech4Nature projesi deniz korucularına bir dijital gözlem ve raporlama ekipmanları paketi sağlayarak bu eksiklikleri gideriyor.

    Bu araçlar sahada veri toplanmasını ve iletişimi güçlendirerek daha verimli devriye atılmasını sağlıyor, turizm ve canlı türleri arasındaki etkileşimlerin izlenmesini kolaylaştırıyor ve SAMPA’nın IUCN Yeşil Listesine girme yolculuğunu desteklemek için sağlam bir veri odaklı çerçeve sunuyor. Saha kapasitesindeki bu önemli artış, koruma çabalarının hem ölçülebilir hem de şeffaf olmasını sağlarken aynı zamanda yerel halkın sağlıklı bir deniz ekosistemine bağlı olan geçim kaynaklarını da destekleyecek.

    Maldivler projesi, 2020 yılında başlatılan ve Huawei’nin TECH4ALL dijital katılım programı kapsamında IUCN ve Huawei tarafından ortaklaşa yürütülen küresel bir girişim olan daha geniş Tech4Nature ortaklığına katkıda bulunuyor. IUCN Korunan Alanlar Yeşil Listesi Standardı ile uyumlu olan Tech4Nature, teknolojinin etkili ve adil korumayı nasıl sağlayabileceğini gösteriyor. Maldivler Korunan Alanlar Forumu 2026’nın üst düzey kapanış töreninde proje resmen başlatıldı.

    Maldivler’deki ilk Tech4Nature girişimi olan SAMPA projesi, doğanın korunmasında dijital çözümlerin kullanımını yaygınlaştırmak için IUCN ve Huawei tarafından ortaklaşa yürütülen daha geniş küresel çabaların bir parçasını oluşturuyor. SAMPA’da, projenin amacı ziyaretçi yönetimini iyileştirerek, uyumluluğu geliştirerek ve bilime dayalı karar alma süreçlerini destekleyerek turizm ve koruma arasındaki dengeyi güçlendirmektir.

    Proje boyunca, SAMPA’nın özel deniz korucu ekibinin devriye ve yerinde hukuki yaptırım gücünü desteklemek için gerekli izleme ve iletişim ekipmanları sağlanacak. Bu da, deniz korucularının güvenli olmayan veya yasalara uygun olmayan faaliyetlere derhal müdahale etmesine, ziyaretçi güvenliğini iyileştirmesine ve balina köpek balıkları ile zararlı etkileşimleri azaltmasına olanak tanıyacak. Geliştirilmiş izleme aynı zamanda koruma alanı mevzuatına genel uyumluluğu artıracak ve SAMPA’nın yönetim ve koruma hedefleriyle uyumlu daha sürdürülebilir turizm uygulamalarını teşvik edecek.

    IUCN Asya Bölge Direktörü ve Okyanusya Merkez Direktörü Dr. Dindo Campilan’a kulak verelim: “Etkili koruma, korucuların sürekli saha izlemesi için gerekli araçlarla donatılmasıyla başlar. Daha iyi bir ekosistem yönetimi ve yönetişimi için gerekli temeli oluşturur. Bu da, IUCN Yeşil Liste Standardını uygularken SAMPA’nın eşsiz biyolojik çeşitliliğinin ve buna bağlı yerel geçim kaynaklarının sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla acil operasyonel boşlukları kapatmak için pragmatik bir ilk adımdır.”

    Proje sahada uygulamaya paralel olarak etkili, adil ve iyi yönetilen koruma alanları için küresel ölçekte kabul gören bir ölçüt olan IUCN Yeşil Liste Standardı konusunda SAMPA deniz korucularının eğitilmesini de destekleyecek. SAMPA için temel bir Yeşil Liste saha değerlendirmesi yapılacak ve güçlü yönlerin, eksikliklerin ve iyileştirilmiş yönetim için öncelikli eylemlerin belirlenmesi için yapılandırılmış bir çerçeve sağlanacak.

    Turizm ve Çevre Bakanı Thoriq Ibrahim şunları söyledi: “Hükümet her zaman olduğu gibi korumayı ilerletme ve koruma alanlarının yönetimi için kurumsal ve yönetişim mekanizmalarını güçlendirme konusundaki kararlılığını sürdürüyor. Hepimizin ortak bir vizyon ve paylaşılan sorumluluk ile bu hedef doğrultusunda birlikte çalışması çok önemli.”

    Huawei Sri Lanka İcra Kurulu Başkanı Zhang Jinze, “2020’den bu yana Tech4Nature projelerinin başarılı sonuçlarının da gösterdiği gibi, yenilikçi teknoloji çözümleri biyolojik çeşitliliğe ve deniz ekosistemleri de dahil olmak üzere içinde bulunduğu ekosistemlere yönelik tehditlerin daha iyi anlaşılmasına ve azaltılmasına yardımcı olabilir” dedi. “Teknolojinin yanı sıra Tech4Nature küresel ortaklığının temel yaklaşımlarından biri de çözümün sürdürülebilirliğini sağlamak üzere yerel ortakların ve toplulukların proje planlama ve uygulama süreçlerine dahil edilmesidir.”

    Girişim bugüne kadar dünya genelinde birçok ülkede 11 amiral gemisi ve uydu projesini destekleyerek mercan resiflerinin izlenmesinden yaban hayatının korunmasına ve ekosistem restorasyonuna kadar bir dizi koruma mücadelesi için özel dijital çözümler geliştirdi.

  • Mehmet Tahtasız’ın Çorum Şeker Fabrikası Hakkındaki İddialarına Mahkemeden Tazminat Kararı

    Mehmet Tahtasız’ın Çorum Şeker Fabrikası Hakkındaki İddialarına Mahkemeden Tazminat Kararı

    CHP Çorum Milletvekili Mehmet Tahtasız’ın Çorum Şeker Fabrikası hakkında kamuoyuna yaptığı açıklamalar nedeniyle açılan davada karar çıktı. T.C. Ankara 38. Asliye Hukuk Mahkemesi, 26 Aralık 2025 tarihli kararında Mehmet Tahtasız’ın açıklamalarını asılsız ve hukuka aykırı bularak tazminat ödemesine hükmetti.

    CHP Çorum Milletvekili Mehmet Tahtasız 20 BİN TL Tazminat Ödeyecek!

    Mahkeme, kararında söz konusu açıklamaların herhangi bir somut veriye dayanmadığını ve Çorum Şeker Fabrikası’nın ticari itibarını zedeleyici nitelik taşıdığını belirtti.

    Safi Çorum Şeker Fabrikasından yapılan yazılı açıklamada, Çorum Şeker Fabrikası, yaklaşık 2.500 çiftçiye sağladığı üretim ve gelir desteğiyle bölge ekonomisine katkı sunmaya devam etmektedir. Fabrika, binlerce çalışanıyla Türkiye ekonomisine istihdam ve üretim alanında önemli katkı sağlamaktadır. Mahkeme kararıyla birlikte, Çorum Şeker Fabrikası hakkında kamuoyunda oluşturulmaya çalışılan olumsuz algının hukuki dayanağının bulunmadığı ortaya konulmuştur.” Denildi.

  • Araştırmalar: Köpeklerin Beslenme Alışkanlığını Değiştirmek, Gezegen İçin İnsanlarınkine Göre Daha Büyük Etki Yaratabilir

    Araştırmalar: Köpeklerin Beslenme Alışkanlığını Değiştirmek, Gezegen İçin İnsanlarınkine Göre Daha Büyük Etki Yaratabilir

     

    Et, yumurta ve süt ürünleri açısından zengin beslenme şekilleri önemli çevresel maliyetler doğurmaktadır. Ancak yeni bir çalışma, birçok durumda köpeğinizi daha sürdürülebilir bir diyete geçirmenin, gezegen ve çiftlik hayvanları üzerinde kendi diyetinizi değiştirmekten daha büyük bir etkiye sahip olabileceğini ortaya koymuştur.

    Veteriner Profesör Andrew Knight tarafından Animals dergisinde yayımlanan araştırma, ortalama bir köpeğin beslenmesi dahilinde yılda yaklaşık 13 çiftlik kara hayvanı tükettiğini, buna karşılık ortalama bir insan için bu sayının dokuz olduğunu ve aradaki farkın yaklaşık %40 olduğunu ortaya koydu. Bu fark büyük ölçüde, tipik bir köpeğin diyet enerjisinin daha büyük bir kısmının (%34) hayvansal kaynaklı içeriklerden gelmesinden kaynaklanmaktadır; bu oran insanlarda yaklaşık %19’dur.

    Bu rakamlar küresel ortalamaları temsil etmekte ve ülkeye göre değişmektedir. Amerika Birleşik Devletleri gibi yüksek gelirli ülkelerde tüketim genel olarak daha yüksektir. Burada ortalama bir insan yılda 24 çiftlik kara hayvanı tüketirken, bir köpek için bu sayı 20’dir; yani fark yaklaşık %20 ile daha azdır.

    Bu nedenle geleneksel et bazlı evcil hayvan mamalarının önemli çevresel ve hayvan refahı etkileri vardır. Ancak bitkilere, mikrobiyal proteine ve kültür etine dayalı alternatifler giderek daha yaygın hale gelmektedir. Tamamen bitki bazlı veya vegan evcil hayvan mamaları artık birçok ülkede çevrimiçi perakendecilerden kolayca satın alınabilmektedir. 2026’nın başlarında, 14 çalışma ve bir sistematikinceleme, bu tür diyetlerle beslenen köpekler veya kediler için iyi sağlık sonuçları bildirmiştir. Ancak, evcil hayvan diyetleri sorumlu üreticiler tarafından üretilmeli ve gerekli tüm besin maddelerinin dahil edildiğinden emin olmak için tam olarak takviye edilmelidir.

    Potansiyel faydalar büyüktür. Tüm evcil köpekler besinsel olarak sağlam vegan diyetlere geçseydi, her yıl altı milyar kara hayvanı kesimden kurtarılabilirdi. Sera gazı tasarrufu Birleşik Krallık’ın yıllık emisyonlarının 1,5 katı olurdu ve korunan gıda enerjisi 450 milyon insanı, yani Avrupa Birliği nüfusunu besleyebilirdi. Bu hesaplamalar 2018 verilerine dayanmaktadır ve köpek popülasyonlarının insan popülasyonlarından daha hızlı artmasıyla potansiyel faydalar bugün daha da büyüktür.

    Binlerce evcil hayvan bakıcısından gelen anket yanıtlarını analiz ettikten sonra Knight, en az 150 milyon köpek ve kedinin gerçekçi bir şekilde besinsel olarak sağlam vegan diyetlere geçirilebileceğini tahmin etti. Ancak analiz hane başına yalnızca bir köpek veya kedi varsaydığından, gerçek sayıların muhtemelen birkaç kat daha yüksek olduğunu belirtti.

    Çalışma, faydaları en üst düzeye çıkarmak için sorunları ölçek, ihmal ve çözülebilirlik temelinde önceliklendiren bir felsefe olan “etkili diğerkâmlık” (effectivealtruism) ilkelerini kullanarak sürdürülebilir evcil hayvan diyetlerini değerlendirdi. Çalışma, sürdürülebilir evcil hayvan diyetlerinin oldukça ihmal edildiğini, dünyaçapında evcil hayvan maması şirketleri dışında sadece iki tam zamanlı araştırmacının bulunduğunu ve çiftlik hayvanları savunuculuğu hareketinin yıllık bütçesinin yüzde birinden azının buna ayrıldığını ortaya koydu.

    Knight, bitki bazlı evcil hayvan diyetlerinin çiftlik hayvanı kullanımını azaltmak, gıda güvenliğini iyileştirmek ve iklim ve biyolojik çeşitlilik zorluklarını ele almak için güçlü ancak gözden kaçırılan bir yolu temsil ettiği sonucuna vardı. Hayvan ve çevre savunucularını, daha sürdürülebilir diyetlere yönelik yalnızca insan odaklı bir yaklaşımın ötesine bakmaya çağırdı. Knight, “Hayvan savunuculuğu hareketinin kendi evcil hayvanlarının diyetlerini büyük ölçüde göz ardı etmesi ironik,” dedi.

  • Atkısız Çıkmayın, Boyun Sağlığınızdan Olmayın

    Atkısız Çıkmayın, Boyun Sağlığınızdan Olmayın

    Her insanın hayatının bir döneminde karşılaştığı boyun ağrısı, günlük yaşamı felç edebilecek kadar ciddi sonuçlar doğurabiliyor.

    Özellikle kış aylarında artış gösteren bu şikayetlerin doğru yönetilmediğinde kronikleşerek boyun fıtığına zemin hazırlayabildiğini belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Hava değişimleri ve terliyken maruz kalınan soğuk hava vücuttaki ağrı hücrelerini harekete geçirerek ciddi kas tutulmalarına yol açabiliyor. Özellikle spor veya sauna sonrası vücut ısısını dengelemeden soğuğa çıkmak boyun ve bel sağlığını riske atmak anlamına gelebilir. Soğuk ve rüzgârlı havalarda özellikle atkı kullanımı boyun sağlığı için çok önemli” açıklamasında bulundu.

    Soğuk havaların bağışıklık sisteminin yanı sıra doğrudan omurga sağlığını da etkilediğini söyleyen Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Soğuk havalar vücudumuzdaki ağrı algılayıcı hücreleri uyararak kasların hızla tutulmasına neden olurken, özellikle terli vücutla ani ısı değişimine maruz kalmak ağrı şiddetini artırıyor. Bu noktada atkı kullanımı sadece bir aksesuar değil, omurgayı ani şoklardan koruyan en önemli kalkan görevi görüyor” dedi.

    Boyun ağrıları yaşam kalitesini düşürüyor

    Hemen her bireyin hayatının belirli bir döneminde tecrübe ettiği boyun ağrılarının gündelik yaşamda en basit işleri dahi güçleştiren ciddi bir hareket kısıtlılığına yol açabildiğinin altını çizen Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Başa, sırta ve kollara kadar yayılabilen bu ağrıların temelinde mekanik nedenler, boyun patolojileri veya psikolojik faktörler yatabiliyor. Özellikle gün boyu masa başında öne eğik çalışanlarda, uygun olmayan yastık kullananlarda veya ev işlerini sabit pozisyonda yapanlarda görülen mekanik ağrılar, yaşam kalitesini ciddi oranda düşürüyor” şeklinde konuştu.

    Yaşlanmaya bağlı gelişen kireçlenme de boyun fıtığına neden olabiliyor

    Boyun fıtığı ve kireçlenme gibi omurga hastalıklarının ise daha profesyonel bir yaklaşım gerektiren süreçler olabildiğini paylaşan Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Boyunda omur kemikleri arasındaki disk dokusunun zamanla özelliğini yitirerek sinirlere baskı yapması sadece ağrıya değil aynı zamanda kollarda uyuşma, güç kaybı ve hatta yürüme bozukluklarına neden olabiliyor. Yaşlanmaya bağlı gelişen kireçlenmeler ve yaşanan travmalar da bu süreci hızlandırarak boyun yapısında kalıcı hasarlar oluşturabiliyor” diye konuştu.

    Stres de boyun ağrılarını artırıyor!

    Ağrının psikolojik nedenler dolayısıyla da yaşanabileceğini belirten Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Stres vücudumuzu olumsuz etkileyen bir durumdur. Stresliyken, kaslarımız farkında olmadan gerilir ve bu durum bel, boyun gibi ağrılara yol açar. Bu ağrılarda kişiyi daha sıkıntıya sokarak, bir kısır döngüye neden olabilir. Bu ağrılarda masaj, sıcak banyo ve egzersiz faydalı olur. Asıl faktör olan stres ortadan kaldırılmalı” dedi.

    • Boyun ağrısından kurtulmak için altın kurallar:
    • Dik oturun ve dik yürüyün.
    • Otururken belinizi ve boynunuzu destekleyin. Çalışırken masaya ve tezgâha yakın oturarak başınızı eğmeden veya aşırı yukarıya kaldırmadan doğal konumda tutun.
      Koltuğa veya çekyata uzanarak televizyon seyretmeyin.
    • Bilgisayar ile çalışırken boynun doğal pozisyonunu bozmadan, monitörünü göz hizasına göre ayarlayın. Uzun süre bilgisayar başında kalmayın.
    • Yastık çok yüksek veya çok alçak olmamalı. Sırt üstü yatarken boyun arkasındaki boşluğu yastıkla doldurun. Yan yatarken yastığı boyun köküne çekin.
    • Yüzüstü yatmayın.
    • Boynunuzu uzun süre aynı pozisyonda tutmayın. 20-25 dakikada bir hafif boyun hareketleri yapın, saat başı 5-10 dakika mola verin.
    • Sık telefon görüşmesi yapılıyorsa, kulaklık kullanmaya çalışın.
    • Uzun sure taşıt kullanmaktan kaçının.
    • Soğuktan ve rüzgârdan korunun. Camınız açık uzun süreli seyahat veya klima altında uyumaktan kaçının.
    • Boyun ve sırt kaslarını gevşek tutmaya çalışın. Düzenli egzersiz yapın.
    • Fırsat buldukça yüzün.

    Boyun ağrınız geçmiyor, kolunuza yayılıyor, uyuşma ve güç kaybı yapıyor ya da yürümenizi zorlaştırıyorsa vakit kaybetmeden doktora başvurulmalı.