Blog

  • Daikin temiz hava bilincini yaymaya devam ediyor! 5 yeni okulda daha temiz hava sınıfı

    Daikin temiz hava bilincini yaymaya devam ediyor! 5 yeni okulda daha temiz hava sınıfı

     

     

    Daikin Türkiyenin çocuklarda çevre bilinci ve temiz hava farkındalığı yaratmak amacıyla 2017 yılında başlattığı “Temiz Hava Elçileri” projesi, Sakarya Hendekteki 5 yeni okulun katılımıyla büyümeye devam ediyor. Proje kapsamında toplam okul sayısı 34e ulaşırken, temiz hava elçisi olan çocukların sayısı da 3 bin 730 oldu.

     

    İklimlendirme sektörünün öncü markası Daikin, “Gelecek nesillerin eğitimine katkıda bulunmak” vizyonu doğrultusunda sosyal sorumluluk projelerini kararlılıkla sürdürüyor. Türkiye’nin farklı bölgelerindeki köy okullarında açılan temiz hava sınıfları, çocukların daha sağlıklı ve konforlu bir ortamda eğitim almasını sağlarken, onları temiz havanın önemine dair bilinçlendiriyor. Yeni eğitim-öğretim dönemine öğrenciler için anlamlı bir sürprizle başlayan Daikin’in, 2017 yılından bu yana büyük bir başarıyla yürüttüğü “Temiz Hava Elçileri” projesinin bu yılki ilk durağı Sakarya’nın Hendek ilçesindeki köy okulları oldu. Açılan 5 yeni “Temiz Hava Sınıfı” ile birlikte daha fazla çocuk temiz hava ve iklim değişikliği konusunda bilinçlenme fırsatı buldu. Daikin Türkiye proje kapsamında okul sayısını 34’e, temiz hava elçisi olan çocuk sayısını ise 3 bin 730’a ulaştırmanın mutluluğunu yaşıyor.

     

    Çocuklar sihirbaz gösterisiyle eğlenerek öğrendi

     

    Sakarya Hendek’te yer alan 5 köy okulunda kurulan yeni sınıflar, Daikin hava temizleme cihazları ve çocukların konforuna uygun özel ekipmanlarla donatıldı. Etkinlikler kapsamında uzmanlar tarafından verilen eğitimlerle temiz çevre ve hava kalitesinin önemi çocuklara eğlenceli bir dille anlatıldı. Eğitimin ardından sahne alan sihirbaz gösterisiyle çocuklar unutulmaz bir gün geçirirken; hediyeler, ikramlar ve oyunlarla öğrenme süreci keyifli bir kutlamaya dönüştü. Günün sonunda madalyalarını alan 370 yeni öğrenci, çevreye duyarlı birer “Temiz Hava Elçisi” olarak projeye dahil oldu. Yeni açılan sınıfların eklenmesiyle birlikte, projenin kapsamı daha da genişlerken marka, 2030 yıl sonuna kadar 5 bin 500 çocuğa ulaşmayı hedefliyor.

     

    Sakarya’daki açılışlarla birlikte projenin geldiği noktayı değerlendiren Daikin Türkiye Kurumsal İletişim Böm Müdürü Hülya Dinçer, projenin vizyonunu ve gelecek hedeflerini şu sözlerle anlattı:

     

    “Daikin olarak, topluma değer katan ve dokunduğumuz alanda gerçek bir fark yaratan projelerin içinde yer almaya büyük önem veriyoruz. ‘Temiz Hava Elçileri’ projemiz de sosyal etki yaratmayı hedeflediğimiz, bizim için son derece kıymetli projelerimizden biri.  ‘Temiz Hava Elçileri’ projesi, ilköğretim çağındaki çocuklarımızın temiz hava, iç ortam hava kalitesi ve iklim değişikliği konularında farkındalık kazanmasını amaçlayan, bizim için manevi değeri çok yüksek bir sosyal sorumluluk girişimi. Okul sayımızı artırarak Türkiye’nin her noktasına gitmeye, ulaşılmadık köy okulu bırakmamaya çalışıyoruz. Güz eğitim-öğretim döneminin başladığı bu günlerde Sakarya Hendek’teki 5 yeni okulumuzla birlikte toplam okul sayımızı 34’e, elçi sayımızı ise 3 bin 730’a çıkarmanın mutluluğunu yaşıyoruz.

     

    Ancak vizyonumuz sadece fiziksel olarak okullara gidip temiz hava sınıfları oluşturmakla sınırlı değil; web sitemiz aracılığıyla tüm öğrencilere ulaşmak istiyoruz. Dijital platformumuz üzerinden onları eğitim ve görevlerle teşvik ediyor, çevre bilinci kazandıkça ödüller veriyoruz. Daha fazla temiz hava elçisi demek, daha fazla iklim farkındalığı demek. Onlar bizim geleceğimiz ve biz geleceğimize temiz bir nefes bırakmak için çalışmaya devam edeceğiz.”

     

    Daikin, hayata geçirdiği Temiz Hava Elçileri web sitesiyle (www.temizhavaelcileri.com) daha fazla çocuğa ulaşarak, onları eğitici videolar ve interaktif görevlerle bilinçlendiriyor. Gelecekte de yeni okullara temiz hava sınıfları kazandırmaya ve temiz hava bilincini yaymaya devam edecek.

  • Yönetmen Selçuk Esen: “Televizyon ölmüyor izleme alışkanlıkları kökten değişiyor”

    Yönetmen Selçuk Esen: “Televizyon ölmüyor izleme alışkanlıkları kökten değişiyor”

    Televizyon güvenilirliğini korusa da izleyici alışkanlıkları kökten değişiyor. Deneyimli yönetmen Selçuk Esen sosyal medyanın izleyicideki sabır eşiğini saniyelere indirdiğini belirterek “Genç izleyici televizyondan kopmadı sadece beklemeyi bıraktı. Artık içerik platforma değil izleyiciye uyum sağlamak zorunda” dedi.

    RTÜK tarafından gerçekleştirilen “Medya Kullanım Alışkanlıkları Araştırması” Türkiye’de ekran başında geçirilen sürenin ve medya tercihlerinin dikkat çekici boyutlara ulaştığını ortaya koydu. Araştırmaya göre Türkiye genelinde günlük ortalama televizyon izleme süresi 3 saat 43 dakika olarak belirlenirken bu süre 65 yaş ve üzeri grupta 5 saat 16 dakikaya kadar çıkıyor. Televizyon ve dijital medya alanında 10 yıllık deneyime sahip Yönetmen Selçuk Esen ise bu veriler ışığında televizyonun geleceğine dair önemli değerlendirmelerde bulunarak asıl dönüşümün teknolojiden ziyade izleyici alışkanlıklarında yaşandığını vurguladı. Televizyonun dijital medya karşısında yenildiği yönündeki görüşleri değerlendiren Selçuk Esen “Televizyon ölmüyor ama izleyici çok net bir şekilde değişti. Artık insanlar yayın saatine göre hayatını planlamıyor. Ne izleyeceğine ne zaman ve ne kadar izleyeceğine kendisi karar veriyor” dedi.

    “Rekabet platformlar değil refleksler arasında”

    Selçuk Esen “Eskiden izleyici kendisine sunulanı izlerdi. Bugün ise içerik izleyiciye uyum sağlamak zorunda. Bu kural hem dijital hem de geleneksel televizyon için geçerli. İzleyici içeriğe saniyeler içinde karar veriyor. İlk birkaç saniyede bağ kuramayan içerik platformu ne olursa olsun kaybediyor. Bu refleks sosyal medyada oluştu ancak artık tüm ekranlara yayıldı” ifadelerini kullandı.

    “Genç izleyici televizyonu değil, beklemeyi reddetti”

    Özellikle Z kuşağı ve genç izleyici kitlesinin televizyondan koptuğu yönündeki iddialara da değinen Selçuk Esen, durumun bir reddedişten ziyade bir “hız” beklentisi olduğunu söyleyerek

    değerlendirmelerini şöyle sonlandırdı: “Genç izleyici televizyonu tamamen bırakmadı. Sadece ‘saat 20:00’da başlar’ fikrini kabul etmiyor. Onlar için içerik, ihtiyaç duydukları anda orada olmalı. Öte yandan, bu bir kamera ya da platform meselesi de değil. Bu, izleyiciyi anlama meselesi. Önümüzdeki dönemde tartışma ‘televizyon mu, dijital mi?’ sorusundan uzaklaşarak, her bir ekran için doğru anlatım dilini kurma noktasına evrilecek.”

  • Bireysel Farkındalıktan Kamusal Stratejiye: Türkiye’nin Tütünle İmtihanı

    Bireysel Farkındalıktan Kamusal Stratejiye: Türkiye’nin Tütünle İmtihanı

    Türkiye’nin Tütünle İmtihanı 

    İSTANBUL – 9 Şubat Sigarayı Bırakma Günü dolayısıyla; İLKE Vakfı, Sosyal Veri Projesi kapsamında Türkiye Sağlık Araştırması, Sağlık İstatistikleri Yıllığı ve Dünya Sağlık Örgütü raporlarından derlenen veriler, tütünle mücadelenin bireysel farkındalık çabası olmanın ötesine geçerek önleyici kamu sağlığı stratejilerinin odağına yerleştirilmesinin kritik önemini ortaya koyuyor.

    OECD Ortalamasının İki Katı Tüketim ve İç Satış Rekoru Türkiye, %28,3 günlük tütün ve tütün mamulü kullanım oranıyla OECD ülkeleri arasında ilk sıraya yerleşiyor. OECD ortalamasının yaklaşık iki katı olan bu yaygınlık, doğrudan iç satış hacmine de yansıyor. 2023 yılında 137,4 milyar adetlik sigara satışı ile tarihi bir zirve yaşanırken, sigara kullanan bireylerde kişi başına düşen günlük ortalama 17,8 adetlik tüketim miktarı, Türkiye’yi sanayileşmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında en yoğun içici kitlesine sahip ülke konumuna taşıyor.

    Mücadelenin Önündeki Ekonomik Engel: Türkiye’de Sigara Çok Ucuz Tüketimdeki bu dirençli artışın temel faktörlerinden biri, tütün mamullerinin diğer ülkelere kıyasla Türkiye’de çok daha ucuz ve erişilebilir olmasıdır. Küresel standart kabul edilen bir paket sigaranın Türkiye’de 2,18 dolara satılması, Türkiye’yi sigaranın en ucuz olduğu 93. ülke yapıyor. Bu düşük maliyet tablosu bağımlılığı ekonomik olarak sürdürülebilir kılıyor.

    Kadınlarda Yükselen Kullanım Oranları Tütün kullanımı yaygınlığı cinsiyet ve yaş gruplarına göre dirençli bir seyir izlerken, özellikle 25-34 yaş grubu erkeklerin yarısından fazlası ve 35-44 yaş grubu kadınların önemli bir bölümü her gün tütün tüketiyor. Kadınlarda her gün kullanım oranı 2010 yılında %12 iken, 2022 yılı itibarıyla %16’ya yükselerek dikkat çekici bir artış sergiliyor. Bağımlılığın başladığı kritik 15-24 yaş aralığında ise genç erkeklerin %29’u, genç kadınların %9’u aktif içici olarak kayıtlara geçiyor.

    Bağımlılığın Kaynağında “Arkadaş Etkisi” ve Demografik Riskler Başlama nedenlerinde her iki cinsiyette de arkadaş etkisi ilk sırada yer alıyor. Merak ve özentinin tetiklediği bu süreçte kadınlarda ailevi sorunlar ve kişisel problemler gibi duygusal etkenlerin bağımlılığa yöneltme etkisi, erkeklere kıyasla çok daha belirgin seyrediyor.

    Kanser İstatistiklerinde Tütün Türkiye’de tütün kullanımının halk sağlığı üzerindeki etkisi, kanser ve ölüm istatistiklerinde kendini gösteriyor. Türkiye’de tütünle ilişkili trakea, akciğer ve bronş kanserlerinin görülme sıklığı dünya ortalamasının üzerinde seyrediyor. Erkeklerde en sık görülen kanser türü akciğer kanseri olurken, 2024 yılı projeksiyonları Türkiye’de yaklaşık her 7 ölümden birinin solunum sistemi hastalıklarıyla ilişkili olduğunu gösteriyor.

  • Boğaziçi Teknopark’tan Anadolu’ya Stratejik Açılım: Batman Girişim Ofisi Faaliyete Geçiyor

    Boğaziçi Teknopark’tan Anadolu’ya Stratejik Açılım: Batman Girişim Ofisi Faaliyete Geçiyor

    Boğaziçi Teknopark, girişimcilik ekosistemini Anadolu’ya yayma hedefi doğrultusunda Batman Girişim Ofisi’ni hayata geçiriyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın desteğiyle kurulan ofis, teknoloji tabanlı girişimlere yönelik tamamen ücretsiz destek modeliyle faaliyet gösterecek.

    Batman’da açılış süreci başlayan Girişim Ofisi kapsamında, 11 Şubat’ta düzenlenecek programda Boğaziçi Teknopark bünyesinde yer almak isteyen girişimciler projelerini jüriye sunacak.

    Gerçekleştirilecek değerlendirmeler sonucunda başarılı girişimler ödüllendirilecek. Programın açılış konuşması Boğaziçi Teknopark Genel Müdürü Dr. Cem Duran tarafından yapılacak.

    Boğaziçi Teknopark Batman Girişim Ofisi’nin resmi açılışını önümüzdeki dönemde Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sayın Mehmet Fatih Kacır’ın gerçekleştirmesi öngörülüyor. Bakanlık desteği kapsamında sunulacak tüm hizmetler, girişimcilere ücretsiz olarak sağlanacak.

    Batman Girişim Ofisi bünyesinde girişimcilere;

    ·         Mentorluk destekleri,

    ·         Eğitim programları,

    ·         İş geliştirme ve ölçeklenme odaklı çalışmalar,

    ·         Yatırımcılarla bir araya gelmelerini sağlayacak görüşme ve eşleştirme imkanları sunulacak.

    Bu yönüyle Batman Girişim Ofisi, Anadolu’da ücretsiz hizmet sunan ilk girişim ofislerinden biri olma özelliğini taşıyor.

    Boğaziçi Teknopark, Batman Girişim Ofisi aracılığıyla yerel girişimlerin güçlendirilmesini, teknoloji üretiminin desteklenmesini ve bölgesel kalkınmaya katkı sunmayı hedefliyor.

  • Fakir Hausgeräte, Ambiente Fuar’Inda 60 Inovatif Ürünüyle Yerini Aldi

    Fakir Hausgeräte, Ambiente Fuar’Inda 60 Inovatif Ürünüyle Yerini Aldi

     

     

    Ambiente 2026, ev ve yaşam dünyasının küresel buluşma noktası olarak 6 – 10 Şubat tarihleri arasında Frankfurtta gerçekleşecek. Fakir Hausgeräte; kahve makinelerinden dondurma ve makarna yapma makinelerine kadar uzanan 60 inovatif ürünüyle Ambiente Fuar’ında yeni tasarım konsepti standıyla yerini aldı.

    Dünyanın en büyük ve en prestijli fuarlarından biri olan Ambiente, bu yıl 6 –10 Şubat 2026 tarihleri arasında Almanya’nın Frankfurt kentinde, Messe Frankfurt Fuar Alanı’nda kapılarını açtı. Ev ve yaşam ürünlerinden mutfak gereçlerine, küçük ev aletlerinden tasarım ve hediyelik eşyalara kadar geniş bir ürün yelpazesini ait ürünlerin ve dünya markalarının yer aldığı Ambiente, her yıl global markalar ile uluslararası satın almacıları aynı çatı altında buluşturuyor. Dining, living, giving ve working olmak üzere dört ana tema etrafında kurgulanan fuar, yeni teknolojilerin sergilendiği bir platform olmanın ötesinde, sektörün trend pusulası olarak da konumlanıyor. Renk paletlerinden malzeme tercihlerine, fonksiyonel tasarım yaklaşımlarından değişen tüketici alışkanlıklarına kadar pek çok eğilim, ilk kez Ambiente’de görünür hale geliyor. Bu yönüyle fuar, markalar için ticari yönünün dışında stratejik ve iletişimsel bir değer de sunuyor.

    Ambiente 2026 kapsamında yer alacak markalar arasında, köklü Alman markası Fakir Hausgeräte de bulunuyor. Fakir Hausgeräte, Hall 8.0 / Stand C20’de; tam otomatik kahve makinelerinden dondurma yapma makinesine, çay makinelerinden makarna yapma makinelerine kadar uzanan 60 farklı üründen oluşan mutfak kategorisindeki yenilikçi ürün portföyünü sektör profesyonelleri ve ziyaretçilerle buluşturacak.

    German Design Awards Ödülü Alan Selftea Çay Makinesi ve Mutfak Grubu Kategorisi Öne Çıkıyor

    Fakir Hausgeräte, Stuttgart – Vaihingen an der Enz’de konumlanan fabrikasına ek olarak, 2025 yılında Stuttgart şehir merkezinde faaliyete geçen 400 metrekarelik yenilikçi ofis ve showroom alanı ile Almanya pazarına yönelik uzun vadeli büyüme ve yatırım vizyonunu güçlü biçimde ortaya koyuyor.

    Ambiente Fuar’ında 2026 yılında German Design Awards ödülü alan otomatik demleme teknolojisine sahip Fakir Selftea Çay Makinesi, 7 farklı pişirme fonksiyonunu tek cihazda buluşturan kızartma teknolojisini yağsız pişirme teknolojisiyle buluşturan Fakir PrimeChef Çok Amaçlı Pişirici, NoteCook Multifonksiyonel Pişirici, kapsül kahve makinesi, full otomatik kahve makineleri ve mutfak kategorisindeki yenilikçi, sağlıklı mutfakların tamamlayıcısı tüm ürünleriyle yerini aldı.

  • Zülfikar Kılıcı, akademik ve dini çevrelerde tartışılmaya devam ediyor

    Zülfikar Kılıcı, akademik ve dini çevrelerde tartışılmaya devam ediyor

    2024 yılında kamuoyuna açıklanan ve Zülfikar olarak tanımlanan kılıç, epigrafik ve metalurjik bulgular, dini figürlerin kolektif değerlendirmeleri ve süren akademik tartışmalar eşliğinde, İslam tarihine dair önemli bir araştırma konusu olmayı sürdürüyor.

    İSTANBUL — 2024 yılında kamuoyuna açıklanan ve araştırmacılar tarafından Zülfikar olarak tanımlanan ve İslam geleneğinde “İslam’ın 1 Numaralı Kılıcı” olarak bilinen eser; akademik, dini ve kamusal tartışmaların merkezinde yer almaya devam ediyor. İslam tarihinde benzersiz bir sembolik değere sahip olan Zülfikar’a atfedilen bu eser, hem bilimsel araştırmalar hem de kültürel miras bağlamında uluslararası ilginin odağında olmayı sürdürüyor.

    Kılıç ilk kez, İsviçre’de özel bir koleksiyonerin mülkiyetinde bulunan bir objenin bilimsel incelemeye tabi tutulmasının ardından 2024 yılında gündeme gelmişti. Koleksiyonerin 2006’dan bu yana sahip olduğu eser, uzun yıllar boyunca “Zülfikar’ın kopyası” olarak sergilenmiş; ancak sonradan yapılan epigrafik, metalurjik ve teknolojik analizler, araştırmacıları eserin tarihsel niteliğini yeniden değerlendirmeye yöneltmişti.

    Aşınma izleri tarihsel kullanım ihtimaliyle örtüşüyor

    Araştırma ekibinin paylaştığı bilgilere göre, kılıç üzerindeki yazıtların çözümlenmesi ve metal yapısına ilişkin analizler, erken İslam tarihiyle uyumlu sonuçlar ortaya koydu. Yazıtlarda Hz. Muhammed, Hz. Fatıma, Hz. Ali ile oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in isimlerinin yer alması ve bıçağın beş ayrı noktada “Zülfikar” olarak tanımlanması, çalışmanın temel dayanakları arasında bulunuyor. Ayrıca kılıcın antik wootz çeliğinden yapılmış olması ve yüzeyindeki aşınma izlerinin tarihsel kullanım ihtimaliyle örtüşmesi, uzmanlar tarafından dikkat çekici unsurlar olarak değerlendiriliyor.

    Araştırma ekibi tarafından sunulan materyallere göre, yenilenen ilgi, bıçak üzerindeki yazıtların çözümlenmesiyle birlikte metalin kimyasal ve teknolojik analizlerinin yapılmasının ardından ortaya çıktı. Bu bulgular, çalışmaya katılan uzmanlar tarafından erken İslam tarihiyle uyumlu olarak yorumlanıyor. İlk açıklama sırasında, Zülfikar’ın sembolik önemi ve 7. yüzyılda tarihsel kayıtlardan kaybolmuş olması nedeniyle, iddialar hem yoğun ilgi hem de şüpheyle karşılanmıştı.

    Tanıma mutabakatı imzalandı

    Aralık 2024’te davetli Müslüman âlimler ve toplum temsilcilerine yönelik kapalı bir sunumun ardından, çoğunluğu imam olmak üzere 15 dini figür tarafından bir Tanıma Mutabakatı imzalandığı da kamuoyuna yansıdı. Bu muhtıra, organizatörleri tarafından, araştırma bulgularına yönelik kolektif bir kabul beyanı olarak tanımlandı ve teolojik bir hüküm niteliği taşımadığı özellikle vurgulandı.

    İsviçreli sanat uzmanı ve eksperi Dr. Mike Tamoikin, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Peygamber’in dokuz kılıcından biri olan El-Masur üzerinde babasının adı Abdullah bin Abdülmuttalib yazılıysa, herkes bu bıçağın özgün ve gerçek bir kutsal emanet kılıç olduğunu tereddütsüz kabul eder. El-Rasub adıyla bilinen kılıçta ise Peygamber’in soyundan Cafer es-Sadık’ın (702–765) adı yer alır. Kimsenin bunun o kişiye ait gerçek kılıç olmadığı yönünde bir şüphesi yoktur. Bu kılıçta ise bunun Zülfikar’ın kılıcı olduğu beş kez yazılı” ifadelerini kullandı.

    İslam tarihinde benzersiz bir konuma sahip

    Proje temsilcileri, tarihsel atıf çalışmalarının tek bir kanıta değil; epigrafi, metalurji, tarih ve karşılaştırmalı analiz gibi disiplinlerin kesişimine dayandığını vurguluyor. Tartışmaların sürmesinin, bilimsel ciddiyetin bir göstergesi olduğu belirtiliyor.

    Uzmanlara göre, Zülfikar’a atfedilen bu kılıç yalnızca maddi bir nesne olarak değil, aynı zamanda hafıza, kimlik ve kültürel miras açısından da derin anlamlar taşıyor. Hz. Muhammed, Hz. Ali ve Hz. Hüseyin ile ilişkilendirilen Zülfikar, İslam tarihinde benzersiz bir konuma sahip olmaya devam ederken, etrafındaki tartışmalar da doğal olarak akademik alanın ötesine uzanıyor.

     

     

  • Uzm. Dr. Kürşat Gül, uyardı: “Akıllı cihaz kullananlar, fıtık olabilir”

    Uzm. Dr. Kürşat Gül, uyardı: “Akıllı cihaz kullananlar, fıtık olabilir”

     

    Akıllı telefon ve tablet kullanımının günlük yaşamda giderek artması, boyun sağlığıyla ilgili sorunların daha erken yaşlarda görülmesine neden oluyor. Uzmanlar, uzun süre ekrana bakarak ve öne eğik pozisyonda geçirilen saatlerin, boyun omurgası üzerinde önemli ölçüde yük oluşturduğuna dikkat çekiyor. Boyun ve bel sağlığı sorunları, sadece bölgesel değil, küresel bir kriz haline geliyor. Verilere göre dünya genelinde yaklaşık 403 milyon kişi, fıtık problemi yaşıyor. Günlük yaşamın vazgeçilmezi haline gelen akıllı telefon ve tabletler, yanlış kullanım alışkanlıklarıyla birlikte boyun sağlığını tehdit ediyor.

    Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Kürşat Gül, son yıllarda boyun ağrısı ve boyun fıtığı şikayetiyle başvuran hastaların yaş ortalamasında belirgin bir düşüş gözlemlediklerini belirterek, “Eskiden daha çok ileri yaş grubunda gördüğümüz boyun fıtığı vakaları, artık 20’li ve 30’lu yaşlarda da karşımıza çıkabiliyor. Günlük hayatta telefon ve tablet kullanım süresinin artması, bu tabloda önemli bir etken olarak öne çıkıyor” dedi.

    “Boyun ağrısıyla başlıyor, fıtığa kadar gidiyor”

    Başın uzun süre öne eğik şekilde tutulmasının boyun omurlarına binen yükü artırdığını vurgulayan Uzm. Dr. Kürşat Gül, bu durumun zamanla kas-iskelet sisteminde zorlanmaya yol açabildiğini ifade ederek şu açıklamada bulundu: “Ekrana bakarken baş öne doğru eğildikçe,
    boyun bölgesindeki diskler ve kaslar normalden daha fazla yük taşımak zorunda kalıyor. Bu da boyun ağrılarıyla başlayıp bazı kişilerde fıtıklaşmaya kadar ilerleyebilen bir süreci tetikleyebiliyor” diye konuştu. “Akıllı cihazlar boyun sağlığını tehdit ediyor”

    Özellikle gençlerde masa başı çalışma süresinin ve mobil cihaz kullanımının arttığını belirten Uzm. Dr. Kürşat Gül, farkındalığın önemine işaret ederek şunları söyledi: “Boyun fıtığı tek bir nedene bağlı olarak gelişmez. Ancak yanlış duruş alışkanlıkları ve uzun süreli ekran kullanımı önemli risk faktörleri arasında yer alıyor. Telefon ve tablet kullanırken ekranın göz hizasında olması, sık mola verilmesi ve boyun kaslarını destekleyici hareketlerin günlük rutine eklenmesi koruyucu bir yaklaşım sağlıyor.”

    “Nükleoplasti, fıtık tedavisinde dikkat çeken alternatifler arasında yer alıyor”

    Boyun ağrısı, omuzlara veya kollara yayılan uyuşma, hareket kısıtlılığı gibi şikayetlerin hafife alınmaması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Kürşat Gül, değerlendirmelerini şöyle sonlandırdı: “Bu tür yakınmalar, uzun süre devam ediyorsa mutlaka uzman değerlendirmesi yapılmalı. Erken dönemde doğru yaklaşımlar, daha ciddi sorunların önüne geçilmesine yardımcı olabilir. Örneğin, bel ve boyun fıtığı nedeniyle ameliyat endişesi yaşayan hastalar için cerrahi dışı tedavi seçenekleri de gündemdeki yerini koruyor. Nükleoplasti gibi ameliyatsız yöntemler, cerrahinin yerine geçen uygulamalar olarak görülmemeli. Nükleoplasti, doğru hasta seçimi yapıldığında değerlendirilebilecek bir seçenek.”

  • Otomobil kiralama sektöründe yeşil dönüşüm nasıl gerçekleşecek

    Otomobil kiralama sektöründe yeşil dönüşüm nasıl gerçekleşecek

     

     

    Sürdürülebilir Mobilite İnisiyatifi, elektrikli araç dönüşümünü yalnızca teknoloji odağında değil; altyapı, operasyon, kullanıcı deneyimi ve çok paydaşlı iş birlikleri perspektifiyle ele alan tematik Yuvarlak Masa Toplantıları kapsamında ikinci buluşmasını gerçekleştirdi. “Kiralama sektörünü nasıl daha yeşil hale getirebiliriz?” başlıklı bu toplantıda, otomotiv ve mobilite ekosisteminin farklı alanlarından temsilciler bir araya geldi. Toplantı, Kia Türkiye ve Voltify sponsorluğunda gerçekleştirildi. SMİ tarafından düzenlenen bu tematik yuvarlak masa toplantıları, sürdürülebilir mobilite dönüşümüne yönelik ortak akıl geliştirmek, sektörler arası diyaloğu güçlendirmek ve uygulanabilir yol haritaları oluşturmak amacıyla hayata geçiriliyor.

    Toplantıda, elektrikli mobilite dönüşümündeki temel zorluğun yalnızca araç parkının elektrikliye dönüştürülmesi olmadığı vurgulandı. Bu dönüşümün nasıl ölçekleneceği, uzun vadede nasıl sürdürülebilir kılınacağı ve tüm paydaşlar için işleyen bir iş modeline nasıl dönüştürülebileceği ele alındı. Toplantının ana gündemini, elektrikli araç dönüşümünün ürün bazlı bir değişim olmanın ötesine geçerek operasyonel süreçler, şarj altyapısı, enerji sistemleri, kullanıcı deneyimi ve sektörler arası iş birliği başlıklarıyla ele alınması oluşturdu.

    Toplantının açılış konuşmasında Sürdürülebilir Mobilite İnisiyatifi Kurucu Başkanı Hakan Doğu, “Şarj altyapısını, enerji depolama sistemleriyle birlikte ele almadan bu dönüşümü sağlıklı şekilde ölçeklemek mümkün değil” sözleriyle, elektrikli mobilitenin enerji ekosistemiyle entegre biçimde ilerlemesi gerektiğine dikkat çekti. Ancak çözümün yalnızca istasyon sayısını artırmakla sınırlı kalamayacağını belirten Doğu, şarj altyapısının enerji depolama sistemleriyle entegre biçimde ele alınmasının kritik önem taşıdığını vurguladı. Bu yaklaşımın, elektrikli mobilitenin enerji sistemleriyle uyumlu ve bütüncül bir şekilde gelişmesi açısından belirleyici olduğu ifade edildi.

    Elektrikli mobilitenin mimari ve mekânsal boyutu ise Bega Architects Kurucu Mimarı Begüm Aydınoğlu Yurdakul tarafından ele alındı. Yurdakul, yeni mobilite deneyimlerinin yalnızca teknik çözümlerle değil, insan odaklı tasarım anlayışıyla şekilleneceğini ifade ederek, sürdürülebilirliğin aynı zamanda kullanıcı deneyimiyle doğrudan ilişkili olduğunun altını çizdi.

    Operasyonel kiralama perspektifinden değerlendirmelerde bulunan Hedef Filo Genel Müdürü Önder Erdem, elektrifikasyonun otomotiv sanayisindeki en büyük dönüşümlerden biri olduğunu belirtti. Bu dönüşümün sağlıklı şekilde ilerleyebilmesi için üreticilerle kiralama sektörünün yakın ve sürekli iş birliği içinde hareket etmesinin gerekliliğine dikkat çekti.

    Küresel marka vizyonu ise Kia Türkiye Genel Müdürü Can Ağyel tarafından paylaşıldı. Kia’nın elektrikli mobiliteye yönelik global hedeflerine değinen Ağyel, 2030 yılı itibarıyla markanın toplam satışlarının yüzde 40’ının elektrikli araçlardan oluşmasının hedeflendiğini belirtti. Bu hedef, elektrikli mobilitenin artık geleceğe dair bir senaryo değil, bugünün stratejik iş planlarının merkezinde yer aldığını ortaya koydu.

    Ekosistem yaklaşımının önemine vurgu yapan Ayvens Türkiye Ülke Genel Müdürü Türkay Oktay, elektrikli araç dönüşümünün yalnızca araçların elektrikliye geçmesiyle sınırlı kalamayacağını ifade etti. Üretimden enerji kullanımına, şarj altyapısından ev ve ofis çözümlerine kadar uzanan çok paydaşlı bir yapının gerekliliğine dikkat çeken Oktay, bu dönüşüm için ortak bir makro plan ihtiyacının altını çizdi.

    Voltify CEO’su Mehmet Yiğit, bireysel pazarda hızla artan elektrikli araç talebinin filo ve kiralama tarafında aynı hızda karşılık bulamadığını belirterek, çözümün sektör oyuncularının ortak hareket edebileceği alanlar yaratmaktan geçtiğini vurguladı. Kullanıcı deneyimi ve global ekosistem başlığı ise Electrip Global CEO’su İnanç Salman tarafından ele alındı. Salman, şarj süreçlerinin kullanıcılar için sürtünmesiz ve sorunsuz bir deneyime dönüştürülmesinin, elektrikli mobilitenin yaygınlaşmasında kritik rol oynadığını ifade etti.

    Enerji altyapısı ve şebeke perspektifi ise Saruhan Doğan tarafından ele alındı. Doğan, üretim, iletim ve dağıtım altyapısı ile şarj istasyonlarının dağıtım şebekelerine etkilerini; fizibilite, yatırım dengeleri ve güncel sektör verileri ışığında değerlendirdi.

    Toplantının genel çerçevesi, elektrikli araç dönüşümünün tek bir paydaşın çözebileceği bir mesele olmadığı yönünde şekillendi. Üreticilerden kiralama şirketlerine, enerji firmalarından teknoloji sağlayıcılarına kadar tüm ekosistemin ortak vizyon, koordinasyon ve uzun vadeli planlama ile hareket etmesi gerektiği vurgulandı. Sürdürülebilir Mobilite İnisiyatifi’nin ev sahipliğinde gerçekleşen bu buluşma, sektörler arası diyaloğun ve iş birliğinin sürdürülebilir mobilite dönüşümündeki kritik rolünü bir kez daha ortaya koydu.

     

    Sürdürülebilir Mobilite İnisiyatifi hakkında

    Sürdürülebilir Mobilite İnisiyatifi, dijitalleşme ve veri odaklı sistemler aracılığıyla iklim değişikliği ve etkileriyle mücadele ederek sürdürülebilir bir gelecek sağlayan mobilite çerçeveleri geliştirmeyi ve bu sürecin her aşamasına toplumu dahil etmeyi amaçlayan, bağımsız ve kar amacı gütmeyen bir düşünce kuruluşudur. Entegre, akıllı ve sürdürülebilir kent mobilitesine yönelik inovatif çözümler üretmeye odaklanan SMİ, şehir mobilitesinin çevresel, sosyal ve ekonomik etkilerine veri temelli yaklaşımlar sunmaktadır. SMİ’nin temel motivasyonu, özellikle üniversite öğrencileri ve genç nesillerin sürdürülebilir mobilite perspektifiyle donatılmasını teşvik etmek; eğitim ve bilinçlendirme faaliyetleri aracılığıyla bu alanda farkındalıklarını artırarak geleceğin karar vericileri ve liderleri olarak yetişmelerine katkı sağlamaktır.

  • Otomatik taslak

    Otomatik taslak

     

     

    Sürdürülebilir Mobilite İnisiyatifi, elektrikli araç dönüşümünü yalnızca teknoloji odağında değil; altyapı, operasyon, kullanıcı deneyimi ve çok paydaşlı iş birlikleri perspektifiyle ele alan tematik Yuvarlak Masa Toplantıları kapsamında ikinci buluşmasını gerçekleştirdi. “Kiralama sektörünü nasıl daha yeşil hale getirebiliriz?” başlıklı bu toplantıda, otomotiv ve mobilite ekosisteminin farklı alanlarından temsilciler bir araya geldi. Toplantı, Kia Türkiye ve Voltify sponsorluğunda gerçekleştirildi. SMİ tarafından düzenlenen bu tematik yuvarlak masa toplantıları, sürdürülebilir mobilite dönüşümüne yönelik ortak akıl geliştirmek, sektörler arası diyaloğu güçlendirmek ve uygulanabilir yol haritaları oluşturmak amacıyla hayata geçiriliyor.

    Toplantıda, elektrikli mobilite dönüşümündeki temel zorluğun yalnızca araç parkının elektrikliye dönüştürülmesi olmadığı vurgulandı. Bu dönüşümün nasıl ölçekleneceği, uzun vadede nasıl sürdürülebilir kılınacağı ve tüm paydaşlar için işleyen bir iş modeline nasıl dönüştürülebileceği ele alındı. Toplantının ana gündemini, elektrikli araç dönüşümünün ürün bazlı bir değişim olmanın ötesine geçerek operasyonel süreçler, şarj altyapısı, enerji sistemleri, kullanıcı deneyimi ve sektörler arası iş birliği başlıklarıyla ele alınması oluşturdu.

    Toplantının açılış konuşmasında Sürdürülebilir Mobilite İnisiyatifi Kurucu Başkanı Hakan Doğu, “Şarj altyapısını, enerji depolama sistemleriyle birlikte ele almadan bu dönüşümü sağlıklı şekilde ölçeklemek mümkün değil” sözleriyle, elektrikli mobilitenin enerji ekosistemiyle entegre biçimde ilerlemesi gerektiğine dikkat çekti. Ancak çözümün yalnızca istasyon sayısını artırmakla sınırlı kalamayacağını belirten Doğu, şarj altyapısının enerji depolama sistemleriyle entegre biçimde ele alınmasının kritik önem taşıdığını vurguladı. Bu yaklaşımın, elektrikli mobilitenin enerji sistemleriyle uyumlu ve bütüncül bir şekilde gelişmesi açısından belirleyici olduğu ifade edildi.

    Elektrikli mobilitenin mimari ve mekânsal boyutu ise Bega Architects Kurucu Mimarı Begüm Aydınoğlu Yurdakul tarafından ele alındı. Yurdakul, yeni mobilite deneyimlerinin yalnızca teknik çözümlerle değil, insan odaklı tasarım anlayışıyla şekilleneceğini ifade ederek, sürdürülebilirliğin aynı zamanda kullanıcı deneyimiyle doğrudan ilişkili olduğunun altını çizdi.

    Operasyonel kiralama perspektifinden değerlendirmelerde bulunan Hedef Filo Genel Müdürü Önder Erdem, elektrifikasyonun otomotiv sanayisindeki en büyük dönüşümlerden biri olduğunu belirtti. Bu dönüşümün sağlıklı şekilde ilerleyebilmesi için üreticilerle kiralama sektörünün yakın ve sürekli iş birliği içinde hareket etmesinin gerekliliğine dikkat çekti.

    Küresel marka vizyonu ise Kia Türkiye Genel Müdürü Can Ağyel tarafından paylaşıldı. Kia’nın elektrikli mobiliteye yönelik global hedeflerine değinen Ağyel, 2030 yılı itibarıyla markanın toplam satışlarının yüzde 40’ının elektrikli araçlardan oluşmasının hedeflendiğini belirtti. Bu hedef, elektrikli mobilitenin artık geleceğe dair bir senaryo değil, bugünün stratejik iş planlarının merkezinde yer aldığını ortaya koydu.

    Ekosistem yaklaşımının önemine vurgu yapan Ayvens Türkiye Ülke Genel Müdürü Türkay Oktay, elektrikli araç dönüşümünün yalnızca araçların elektrikliye geçmesiyle sınırlı kalamayacağını ifade etti. Üretimden enerji kullanımına, şarj altyapısından ev ve ofis çözümlerine kadar uzanan çok paydaşlı bir yapının gerekliliğine dikkat çeken Oktay, bu dönüşüm için ortak bir makro plan ihtiyacının altını çizdi.

    Voltify CEO’su Mehmet Yiğit, bireysel pazarda hızla artan elektrikli araç talebinin filo ve kiralama tarafında aynı hızda karşılık bulamadığını belirterek, çözümün sektör oyuncularının ortak hareket edebileceği alanlar yaratmaktan geçtiğini vurguladı. Kullanıcı deneyimi ve global ekosistem başlığı ise Electrip Global CEO’su İnanç Salman tarafından ele alındı. Salman, şarj süreçlerinin kullanıcılar için sürtünmesiz ve sorunsuz bir deneyime dönüştürülmesinin, elektrikli mobilitenin yaygınlaşmasında kritik rol oynadığını ifade etti.

    Enerji altyapısı ve şebeke perspektifi ise Saruhan Doğan tarafından ele alındı. Doğan, üretim, iletim ve dağıtım altyapısı ile şarj istasyonlarının dağıtım şebekelerine etkilerini; fizibilite, yatırım dengeleri ve güncel sektör verileri ışığında değerlendirdi.

    Toplantının genel çerçevesi, elektrikli araç dönüşümünün tek bir paydaşın çözebileceği bir mesele olmadığı yönünde şekillendi. Üreticilerden kiralama şirketlerine, enerji firmalarından teknoloji sağlayıcılarına kadar tüm ekosistemin ortak vizyon, koordinasyon ve uzun vadeli planlama ile hareket etmesi gerektiği vurgulandı. Sürdürülebilir Mobilite İnisiyatifi’nin ev sahipliğinde gerçekleşen bu buluşma, sektörler arası diyaloğun ve iş birliğinin sürdürülebilir mobilite dönüşümündeki kritik rolünü bir kez daha ortaya koydu.

     

    Sürdürülebilir Mobilite İnisiyatifi hakkında

    Sürdürülebilir Mobilite İnisiyatifi, dijitalleşme ve veri odaklı sistemler aracılığıyla iklim değişikliği ve etkileriyle mücadele ederek sürdürülebilir bir gelecek sağlayan mobilite çerçeveleri geliştirmeyi ve bu sürecin her aşamasına toplumu dahil etmeyi amaçlayan, bağımsız ve kar amacı gütmeyen bir düşünce kuruluşudur. Entegre, akıllı ve sürdürülebilir kent mobilitesine yönelik inovatif çözümler üretmeye odaklanan SMİ, şehir mobilitesinin çevresel, sosyal ve ekonomik etkilerine veri temelli yaklaşımlar sunmaktadır. SMİ’nin temel motivasyonu, özellikle üniversite öğrencileri ve genç nesillerin sürdürülebilir mobilite perspektifiyle donatılmasını teşvik etmek; eğitim ve bilinçlendirme faaliyetleri aracılığıyla bu alanda farkındalıklarını artırarak geleceğin karar vericileri ve liderleri olarak yetişmelerine katkı sağlamaktır.

  • Ferrero Grubu 2024/2025 Mali Yılı için Konsolide Bilançosunu açıkladı

    Ferrero Grubu 2024/2025 Mali Yılı için Konsolide Bilançosunu açıkladı

    Ferrero Grubu, cirosunu %4,6 artırarak 19,3 milyar avroya ulaştırdı ve büyüme eğilimini sürdürdü.
    Yenilikler, portföy genişletme ve satın alma stratejisi, 2024/25 yılında da başarıların devam etmesini sağladı.
    Gelecekteki büyümenin altyapısı, 2024/25 yılında yaklaşık 1,1 milyar avroluk sermaye yatırımı artışı ve Eylül 2025’te tamamlanan WK Kellogg Co. satın alımıyla daha da güçlendirildi[1].

    LÜKSEMBURG, 6 Şubat 2026 /PRNewswire/ — Ferrero Grubu, holding şirketi FerreroInternational S.A. aracılığıyla, 31 Ağustos 2025’te sona eren 2024/2025 mali yılına ilişkin konsolide bilançosunu açıkladı[2]. Grup, bir önceki yıla göre %4,6 artışla yılı 19,3 milyar avroluk konsolide ciroyla tamamladı. Bu büyüme, Ferrero Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Giovanni Ferrero’nun ortaya koyduğu ve Ferrero Grubu CEO’su Lapo Civiletti’nin yürüttüğü uzun vadeli stratejik vizyonun başarısıyla gerçekleşti.

    Ferrero 36 üretim tesisi ile küresel varlığını korurken, 31 Ağustos 2025 itibariyle mali yılı dünya genelinde 48.697 kişilik insan kaynağıyla tamamladı.

    Ferrero Grubu CFO’su Daniel Martinez Carretero, sonuçları şöyle değerlendirdi: “Ferreroolarak 80. yıl dönümümüzü kutlarken, tüm çalışanlarımızın bağlılığı sayesinde, sevilen ürünlerimiz ve markalarımızla, dünyanın her yerindeki insanlara mutluluk vermeye devam ediyoruz. Portföy yeniliği, yeni kategorilere ve pazarlara genişlemeye yönelik büyüme stratejimiz sonuç vermeye devam ediyor. 2024/2025 yılında yapılan sermaye yatırımı artışı ve son dönemde gerçekleştirdiğimiz satın almalar, geleceğe olan inancımızı ve uzun vadeli yatırım yapma kabiliyetimizi yansıtıyor. İnovasyon ve yerel pazarlara hizmet verme kapasitemizi daha da geliştiriyoruz.”

    Grup, hedefe yönelik kategori genişletme ve stratejik marka inovasyonu yoluyla, portföyünü geliştirmeye devam etti. 2024/2025 yıllarında şu gelişmeler öne çıktı:

    Artan tüketici talebini karşılamak amacıyla, Nutella Plant-based (Bitki bazlı) ürünü piyasaya sürüldü.
    Nutella, Nutella Crepes ve Nutella Donut gibi dondurulmuş unlu mamuller yelpazesiyle yeni kategorilere genişledi.
    Kuzey Amerika’da sevilen üç yerel şekerleme markası, portföyünü genişletti: Butterfinger®, BabyRuth® ve 100 Grand®.
    Yeni şekersiz, iki aromalı Tic Tac Two ürünü piyasaya sürüldü.
    Ferrero, ABD’nin lider gofret protein bar markası Power Crunch’ı bünyesine katarak yüksek proteinli atıştırmalık pazarına giriş yaptı.

    Ferrero Grubu, portföyünün büyümesini ve coğrafi varlığının genişlemesini desteklemek amacıyla, kilit pazarlardaki kapasitesini güçlendirmeye devam ediyor. Öne çıkan gelişmeler şunlar oldu:

    Kuzey Amerika’da operasyonları kapsamında Grup, Kanada’nın Ontario eyaletindeki Brantford tesisinin kapasitesini artıracağını duyurdu. Bu gelişmeyle hem 500 kişiye yeni istihdam sağlanacak hem de Nutella Biscuits üretimi ilk kez Avrupa dışına taşınmış olacak. Grup ayrıca Illinois Bloomington’da yaklaşık 15 bin metrekarelik üretim kapasitesine sahip yeni Kinder Bueno tesisinin açılışını gerçekleştirerek, 200 yeni istihdam sağladı.
    Grup Avrupa’da, gelecekteki talebi karşılamak amacıyla Fransa’nın kuzeyinde, dünyanın en büyük Nutella üretim tesisi olan Villers-Écalles fabrikasında, üretim kapasitesini artırdı.

    Şirket, 2024/25 yılında WK Kellogg Co’nun ABD, Kanada ve Karayipler’deki ikonik kahvaltılık tahıl gevreği portföyünün üretimi, pazarlaması ve dağıtımını da içeren WK Kellogg Co’nun satın alımının gerçekleşeceğini duyurdu.[3] Satın alma işleminin bir parçası olarak Ferrero, 3.000 yeni çalışanı bünyesine kattı, böylelikle Ferrero’nun dünya genelindeki toplam çalışan sayısı 50.000’in üzerine çıktı.