Kategori: GÜNCEL

  • Yerli mücevher markası, pırlanta seçiminde doğal ve laboratuvar taşlarını karşılaştırdı

    Yerli mücevher markası, pırlanta seçiminde doğal ve laboratuvar taşlarını karşılaştırdı

    Işıltısıyla yüzyıllardır mücevher tutkunlarının vazgeçilmezi olan pırlantalar hakkındaki doğallık ve yapaylık konusu yeniden gündeme taşındı. Doğal pırlantalarla laboratuvar ortamında üretilen pırlantalar arasındaki farkların tüketicilerin dikkatinden kaçmadığını belirten Asra Pırlanta Yönetim Kurulu Başkanı Akın Demir, adeta bir yatırım aracı olan doğal pırlantalar ve yapayları arasındaki farkları açıkladı.

    Milyonlarca dolarlık değer biçilen, aşkın ve sonsuzluğun sembolü olan pırlantalar, gizem ve şüphelerin odağı haline geldi. Son dönemde medyada geniş bir yer tutan sahte ya da yapay pırlantalar, bu değerli doğal taşların güvenilirliğini bir kez daha gündeme taşıdı. Doğal pırlantalarla laboratuvar ortamında üretilen pırlantalar arasındaki farkların tüketicilerin karar verme süreçlerinde önemli bir rol oynadığını belirten Akın Demir, doğal ve laboratuvar pırlantaları arasındaki farkları açıkladı. Doğal pırlantaların doğanın milyonlarca yıllık emeğinin bir ürünü olduğunu vurgularken, laboratuvar pırlantalarının ise modern teknolojinin sunduğu hızlı ve ekonomik bir alternatif olduğuna dikkat çekti.

    Aynı değeri laboratuvar pırlantalarında hissetmek mümkün değil”

     

    Doğal pırlantaların, milyonlarca yıl süren doğal bir süreçle oluştuğunu ve doğanın insanlığa sunduğu en saf armağanlardan biri olduğunu söyleyen Akın Demir, “Doğal pırlantaların sahip olduğu eşsiz değer, onları özellikle mücevher tutkunları ve koleksiyoncular için benzersiz kılıyor. Her bir doğal pırlanta, doğanın zorlukları karşısında ayakta kalan bir taş olarak, içinde sakladığı hikayelerle kendine özgü bir değer taşıyor. Laboratuvar pırlantaları ise, kimyasal ve fiziksel açıdan doğal pırlantalarla aynı yapıya sahip olsa da bu taşların taşıdığı tarih ve manevi değer aynı düzeyde hissedilmeyebiliyor” dedi.

     

    Doğal pırlantaların her biri doğanın eşsiz dokunuşlarıyla şekillenir”

     

    Doğal pırlantaların milyonlarca yıllık oluşum sonucunda doğanın eşsiz dokunuşlarıyla şekillendiğine, laboratuvar pırlantalarının ise bilimsel yöntemlerle birkaç haftada üretildiğine dikkat çekenAkın Demir,

     

    “Doğal pırlantalar, yer kabuğunun derinliklerinde milyonlarca yıl süren yüksek basınç ve sıcaklık altında oluşuyor. Bu uzun sürecin sonunda ortaya çıkan pırlantalar, yer altından çıkarılıp işlendikten sonra mücevher dünyasında kendilerine yer buluyor. Doğal bir pırlantanın oluşumunu, tamamen doğanın bir armağanı olarak kabul edebiliriz. Çünkü bu taşların her biri doğanın eşsiz dokunuşlarıyla şekilleniyor. Laboratuvarda üretilen pırlantalar, bu doğal sürecin bir sonucu olarak değil, bilimsel yöntemler kullanılarak kısa sürede üretiliyor. Bu tür pırlantalar, yüksek basınç ve yüksek sıcaklık (HPHT) veya kimyasal buhar birikimi (CVD) gibi yöntemlerle birkaç hafta içinde laboratuvar ortamında üretiliyor. Laboratuvar pırlanta üretimi, doğal pırlantaların milyonlarca yıllık oluşum sürecine kıyasla oldukça kısa ve kontrollü bir işlem” şeklinde konuştu.

     

    “İki pırlanta türü benzer gözükse de yapısal olarak çok farklı”

     

    “Laboratuvar pırlantaları, yapısal olarak doğal pırlantalara benzese de her bir doğal pırlantanın doğanın milyonlarca yıllık emeğiyle oluştuğunu unutmamak gerekiyor” diyen Akın Demir, değerlendirmelerine şunları ekledi:

     

    “Laboratuvar ortamında üretilen pırlantalar, teknolojinin sunduğu imkanlarla hızlı ve düşük maliyetli bir şekilde yaratılırken, doğal pırlantalar doğanın olağanüstü koşulları altında yavaşça şekilleniyor. İki pırlanta türü de görünüş olarak neredeyse aynı olsa da yapısal farklılıklar barındırıyor. Doğal pırlantalar, milyonlarca yıl süren jeolojik süreçlerin izlerini taşıdığından, içlerinde doğadan gelen küçük kusurlar veya izler barındırıyor. Bu izler, doğal pırlantaları benzersiz kılıyor. Laboratuvar pırlantalarında ise kontrollü ortamda üretildikleri için bu tür doğal izlere nadiren rastlanıyor. Ayrıca, laboratuvar pırlantaları daha ulaşılabilir bir fiyat sunarken, doğal pırlantalar genellikle yatırım değeri açısından daha yüksek bir pozisyona sahip oluyor” ifadelerini kullandı.

     

    “Çevreye duyarlı sürdürülebilir madencilikle doğal taşları gelecek nesillere aktarıyoruz”

    Asra Pırlanta Yönetim Kurulu Başkanı Akın Demir sözlerini şöyle tamamladı: “Günümüzde tüketicilerin çevre ve etik değerlere olan duyarlılığı artıyor. Doğal pırlantaların madencilik süreci, çevresel etkiler nedeniyle bazı eleştirilere yol açsa da çevreye duyarlı madencilik uygulamaları ve etik üretim standartları bu sürecin sürdürülebilirliğini sağlıyor. Biz de doğaya duyduğumuz saygıyı ve çevresel sorumluluğumuzu iş süreçlerimize yansıtarak doğal taşlarla çalışmayı tercih ediyoruz. Doğal pırlantalar, bir anlamda doğanın zaman içindeki izlerini taşıyan eşsiz parçalar olarak, gelecek nesillere de aktarılabilecek bir değer sunuyor. Doğal pırlantalar, insanların elinde sadece bir mücevher değil, doğanın kendisinden gelen bir sanat eseridir.”

  • Zecurion, TBD Kamu-BİB’27 ve BİMY’31 Bütünleşik Etkinliği’ne Altın Sponsor Olarak Katıldı

    Zecurion, TBD Kamu-BİB’27 ve BİMY’31 Bütünleşik Etkinliği’ne Altın Sponsor Olarak Katıldı

     

     

     

    Yeni Nesil Veri Kaybı Önleme (DLP) çözümlerinin önde gelen sağlayıcılarından biri olan Zecurion, 7-10 Kasım tarihleri arasında Antalya’da düzenlenen TBD Kamu-BİB’27 ve BİMY’31 Bütünleşik Etkinliği’ne altın sponsor olarak katıldı. Türkiye Bilişim Derneği (TBD) tarafından düzenlenen etkinlik, “Yenilikçi ve Yeşil (Y2) Teknolojiler” etrafında şekillendi ve Zecurion’un Yeni Nesil Veri Kaybı Önleme (DLP) ve Veri Merkezli Denetim ve Koruma (DCAP) ekosistemi de dahil olmak üzere kapsamlı siber güvenlik çözümlerini vurgulaması için stratejik bir platform sağladı. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı, çeşitli bakanlıklar, kamu kurumları, üniversiteler ve özel sektörün önde gelen şirketlerinden katılımcılar; dijital dönüşüm, yapay zeka, sürdürülebilirlik ve veri güvenliği alanlarındaki gelişmeleri keşfetmek üzere bir araya geldiler.

     

    Veri ihlalleri ve içeriden gelen tehditler giderek daha karmaşık ve maliyetli hale gelirken, Zecurion’un veri güvenliğine yönelik entegre yaklaşımı, kurumlara tehditlerin önüne geçmeleri için sağlam bir çözüm sunuyor. Zecurion bu etkinlikte, kurumlara veriler üzerinde kapsamlı görünürlük ve kontrol sağlamak için tasarlanan DLP + DCAP Siber Güvenlik Ekosistemi’ni tanıttı. İnsan merkezli ve veri merkezli korumayı birleştiren DLP + DCAP kombinasyonu, tüm yaşam döngüsü boyunca hassas bilgilerin 360° görünümünü sağlıyor. Bu benzersiz ekosistem, güvenlik görevlilerinin verileri izlemesini, korumasını ve kontrol etmesini sağlayarak, yasal gerekliliklere uyarken maliyetli ihlalleri de önlüyor. Zecurion’un bu çözümünün öne çıkan özellikleri şöyle sıralanıyor:

     

        Proaktif Tehdit Algılama ve Önleme

     

    Zecurion’un DLP ve DCAP teknolojileri, veri faaliyetlerinin gerçek zamanlı olarak izlenmesini sağlayarak yetkisiz eylemleri artmadan önce tespit eder ve engeller. Güvenlik görevlileri, her hareketi, yeniden adlandırmayı, çoğaltmayı ve aktarımı izleyen ayrıntılı raporlarla her dosyanın tam bir yaşam döngüsü geçmişine erişim elde eder. Bu dosya merkezli içgörü, kurumların içeriden gelebilecek potansiyel tehditlere karşı eşsiz bir hassasiyetle hareket etmesini ve riskleri erkenden azaltmasını sağlar.

     

    Veri Yaşam Döngüsü Yönetimi

    Zecurion’un ekosistemi, güvenlik görevlilerine kurumsal çevre içindeki verilerin tüm yaşam döngüsü hakkında benzersiz bilgiler sunar. Dosyaları oluşturma ve e-posta alımından yeniden adlandırma ve harici hareketlere kadar takip eden çözüm, günümüzün zorlu düzenleyici ortamı kapsamında çok önemli olan proaktif tehdit azaltma ve kapsamlı denetimler için gerekli bağlamı sağlar.

     

    • Gelişmiş Raporlama ve Analitik

     

    • Zecurion’un çözümleri, dosyalar, dizinler, anormallikler ve erişim hakları hakkında ayrıntılı bilgiler sunmak için 150’den fazla yeni rapor türü iç Güvenlik görevlileri, çeşitli depolama ortamlarındaki (yerel sürücüler, bulut sunucuları, paylaşılan klasörler ve daha fazlası) veri etkinliklerini izleyebilir ve analiz edebilir; böylece güvenlik eğilimlerinin ve olay modellerinin ayrıntılı bir şekilde izlenmesini sağlar.

     

    Zecurion ekosisteminin öne çıkan bir özelliği de, ekranların fotoğrafını çekme girişimlerini anında tespit edip engelleyerek yetkisiz veri yakalamayı önleyen öncü bir araç olan Ekran Görüntüsü Dedektörü’dür. İki sinir ağından yararlanan bu teknoloji, bir ekranın yakınında akıllı telefon kullanımını hızla tespit ederek hassas bilgilerin güvenliğini sağlamak için milisaniyeler içinde yanıt verir. Bu özellik, Zecurion’un yeni ortaya çıkan içeriden gelen tehditlere gerçek zamanlı olarak karşı koyan yenilikçi çözümler sunma taahhüdünün bir parçasıdır.

     

    2022 yılında yayınlanan Ponemon İçeriden Gelen Tehditlerin Maliyeti Küresel Raporu’na göre içeriden gelen tehdit olayları son iki yılda %44 oranında artmış ve maliyetler olay başına ortalama 15,38 milyon ABD dolarına ulaşmıştır. Bu artan maliyetler, kurumların proaktif içeriden tehdit yönetimi stratejileri benimsemelerinin kritik bir ihtiyaç olduğunu vurgulamaktadır. Zecurion’un DLP ve DCAP yeteneklerini birleştiren çözümleri, içeriden gelen risklere karşı sağlam ve ölçeklenebilir bir savunma sağlayarak kurumların hassas verileri verimli bir şekilde korumasına olanak tanır.

     

    TBD ile uzun süredir iş birliği içinde olan Zecurion, dijital dönüşüm ve veri güvenliğini ilerletmek için Türkiye’de kamu ve özel sektörün ortaklaşa çalışmalarını desteklemeye kararlıdır. TBD Kamu-BİB’27 ve BİMY’31 Bütünleşik Etkinliği, yeşil teknolojiler, yapay zeka ve siber güvenlik en iyi uygulamaları gibi kritik konularda kilit paydaşlar arasında tartışmaları kolaylaştırmıştır. Zecurion’un Altın Sponsor olarak katılımı, mevcut ve gelecekteki güvenlik sorunlarını ele alan esnek siber güvenlik çerçeveleri oluşturmaya olan bağlılığını yansıtmaktadır.

  • Yekta Kopan: “Rakamlara çok fazla önem vererek bizi biz yapan değerleri unuttuk”

    Yekta Kopan: “Rakamlara çok fazla önem vererek bizi biz yapan değerleri unuttuk”

    İSTANBUL — Dünya Ekonomik Forumu’nun raporuna göre, bölgesel cinsiyet eşitsizliği sıralamalarında, cinsiyet farkının %75’ini kapatan Avrupa önde geliyor. Ülkeler arasında ilk sırayı İzlanda alırken, Türkiye ondan 29 puan farkla en alt sırada bulunuyor. Birçok ülkeye kıyasla cinsiyet eşitliğinde %50’inin altında kalan Türkiye’deki organizasyonlar, kadın ve erkekler arasındaki farkın tamamıyla kapatılması için çalışmalarını sürdürüyor. Bu doğrultuda Kadınların ve dışarda bırakılan grupların iş dünyasındaki varlığını güçlendirmek için eşitlik, çeşitlilik ve kapsayıcılığa dair çalışmalar yürüten İnan Derneği geçtiğimiz yıldan bu yana Harvard Business Review Türkiye’nin sosyal medya kanalında yaptığı “Sesi Açıyoruz!” program serisinin yeni sezonuna hız kesmeden devam ediyor.

    Sunuculuğunu İnan Derneği Kurucu Başkanı ve Twiser CGO’su ( Chief Growth Officer) Bahar Taşkın Öztürk’ün üstlendiği programın yeni sezondaki ikinci konuğu yazar, seslendirme sanatçısı ve sunucu Yekta Kopan oldu. Programda çocukluk yıllarından kariyer yaşamına kadar hayat hikayesinin dönüm noktalarını paylaşan Yekta Kopan, kültür-sanat dünyasına dair de değerlendirmelerde bulundu.

     

    “Sanatçılar, iş dünyasının önemli bir parçası olacak”

     

    Yekta Kopan, “Sürdürülebilirlik faaliyetleri, nasıl ki son yıllarda iş dünyasının içinde kendine ait bir alan buldu, kültür-sanat profesyonelleri de önümüzdeki dönemde bu zeminin vazgeçilmez parçalarına dönüşecek. Çünkü şirketler artık bu didaktik algoritmada üretkenliğini yitirmeye başladı, kültür-sanat bu noktada iş dünyasının doğrudan içinde bulunacağı alan olacak. Çünkü, rakamlara çok fazla önem vererek bizi biz yapan değerlerimizi unuttuk. Ancak yeni gelen kuşak bize bunların her birini hatırlatacak. Hâlâ güzel bir geleceğin kıyısındayız. Yeter ki o yöne doğru bakabilelim” dedi.

    “Bazı meslekler arka planda kalabiliyor”

     

    “Sesi Açıyoruz!” programının yeni bölümünde duyguların asıl gerçekler olduğu, buna karşın iş hayatında bunları yansıtmaktan kaçınmanın nedenlerini irdeleyen İnan Derneği Kurucu Başkanı ve Twiser CGO’su ( Chief Growth Officer) Bahar Taşkın Öztürk ise farklı sektörlerdeki sorunlara dikkat çekti. İş dünyasının öne çıkan sektörlerindeki problemlerin eşzamanlı duyulabildiğine, buna karşın seslendirme sanatçıları gibi mesleklerin daha arka planda kaldığını vurguladı. Eşitlik, çeşitlilik ve kapsayıcılık konularında da farklı bakış açılarına kapı aralarken, cinsiyet eşitsizliğinde sanat ve sanatçının rolünü masaya yatırdı.

  • Rivulis, gelişmiş yapay zeka teknolojisiyle tarımı dönüştürüyor

    Rivulis, gelişmiş yapay zeka teknolojisiyle tarımı dönüştürüyor

    Yenilikçi mikro sulama çözümleri alanında pazar lideri Rivulis, yapay zekanın kalıcı hale geldiği bir dönemde, tarım sektöründe değer yaratmak için yapay zeka teknolojisini kullanıyor.

    Yenilikçi mikro sulama çözümlerinde lider olan Rivulis, çiftçi ve sulama alanında çalışan profesyonellerin sorunlarına özel olarak uyarlanmış ve güvenilir bilgiler sağlamak üzere tasarlanan Rivulis AI teknolojisinin lansmanını duyurdu. Yapay zeka alanındaki yeniliklere bir yenisini ekleyen bu gelişmiş sistem, modern tarım ve sulama ihtiyaçlarına göre tasarlanmış, uzmanlarca yazılmış, erişilebilir içerikler sunmak için sahada saygı duyulan inovatif yaklaşımlardan faydalanıyor.

    Konuyla ilgili değerlendirmelerini paylaşan Rivulis Mikro Sulama Başkanı Eran Ossmy, “İnovasyona inancımızın bir göstergesi olan Rivulis AI, sulama sektöründeki 80 yıllık tecrübemizle elde ettiğimiz öngörü ve bilgilerle, halihazırda pazar lideri olan ‘Bilgi Merkezimize’ bir yenisini ekledi. Uzman ekibimiz tarafından özenle geliştirilip optimize edilen çözüm, kullanıcıların sorularına doğru ve spesifik bilgiler almalarını sağlıyor. ‘Bilgi Merkezi’ne entegre edilen teknoloji, en yüksek güvenilirlik ve performans standartlarını karşılayan kalite damgamızla donatıldı” açıklamasını yaptı.

    Tarım ve sulamayı şekillendiriyor

    Rivulis Türkiye Satış Direktörü Burak Çetiner ise Rivulis AI’ın, yapay zeka teknolojisinin üretkenlik, verimlilik ve sürdürülebilirliği artırmada önemli bir rol oynadığı yenilikçi bir çağda, spesifik ve ayrıntılı bilgiler sunmak için kapsamlı ve geliştirilmiş yanıtlarla tarım ve mikro sulama alanlarını şekillendirdiğini söyledi.

    Rivulis’in sunduğu yapay zekanın, daha açıklayıcı sorular sorarak her kullanıcının ihtiyacına yönelik en doğru bilgileri bulmasını sağladığına dikkat çeken Burak Çetiner, “Yapay zeka, tıpkı bir beyne sahip olmak gibi, anlayışlı ve koşullara duyarlı yanıtlar vermesini sağlayan bir etkileşim yeteneğine sahip. Rivulis AI, teknolojik gelişmelerin ön saflarında yer almak için etkileşimlerden yararlanarak ve kapasitesini artırarak sürekli gelişiyor” dedi.

    Kullanıcılarla diyalog kurabilen yazılım

    “Rivulis AI, çiftçilere doğru veriler ve uygulanabilir analizler sunarak daha iyi kararlar almalarına yardımcı oluyor” diyen Burak Çetiner, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Tahmine dayalı analizler sunarak zaman kazanmanızı sağlıyor ve daha etkin kaynak kullanımına ve maliyet tasarrufuna yol açıyor. Yapay zeka teknolojisi su kullanımını optimize ederek, kimyasal girdileri azaltarak ve toprak sağlığını iyileştirerek sürdürülebilir tarım uygulamalarını destekliyor. Kullanıcılarla ayrıntılı diyalog kurabilen yazılım, ileri düzeyde özelleştirilebilir çözümler sunuyor.

    Rivulis AI robotu, benzersiz öğrenme ve büyüme yeteneğiyle statik bir uygulama değil, sürekli gelişen bir çözüm ortağı olarak öne çıkıyor. Yapay zeka alanındaki en son gelişmelerden yararlanarak üreticilerin gelişimlerini sağlayacak öngörü ve çözümleri onlara sunuyor.”

  • Dünya Genelinde 826 Milyon Kişi Yakını Görme Problemi Yaşıyor

    Dünya Genelinde 826 Milyon Kişi Yakını Görme Problemi Yaşıyor

    Dünya genelinde 2,2 milyar insanı etkileyen görme bozuklukları, küresel bir sağlık sorunu olmaya devam ediyor. En sık görülen  görme bozukluklarının başında presbiyopi (yakını görememe) gelirken, birçok kişi lens ve gözlük kullanmayı bırakabilecekleri kalıcı çözümler arıyor. Artık akıllı lens teknolojisi sayesinde 40 yaş üstü hastalar için daha kalıcı ve etkili bir tedavinin mümkün olduğunu belirten SAMÜ Tıp Fakültesi Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan Doç. Dr. Muhammed Mustafa Kurt ise kontakt lens ve gözlük kullanımı gereksinimini ortadan kaldıran akıllı lens teknolojisi hakkında merak edilenleri açıkladı.

    Yaşam kalitesini doğrudan etkileyen görme bozuklukları, küresel bir sağlık sorunu olmaya devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün açıkladığı verilere göre dünya genelinde en az 2,2 milyar insan yakın veya uzak görme bozukluklarıyla mücadele ederken bu bireylerin yarısının sağlık probleminin önlenebilecek seviyede olduğu bildiriliyor. En çok görülen görme bozuklukların başında ise özellikle 40 yaş sonrası ortaya çıkan 826 milyon insanı etkileyen  presbiyopi (yakını görememe)  geliyor. Geçmişte gözlük ve kontakt lensler yaygın çözümler olmasına rağmen, artık akıllı lens teknolojisi sayesinde 40 yaş üstü hastalar için daha kalıcı ve etkili bir tedavinin mümkün olduğunu belirten SAMÜ Tıp Fakültesi Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan Doç. Dr. Muhammed Mustafa Kurt ise kontakt lens ve gözlük kullanımına çözüm olabilen akıllı lens teknolojisi hakkında merak edilenleri açıkladı.

     

    “Özellikle  40 yaş sonrası görülen kırma kusurları  ve katarakt tedavisi için kullanılıyor”

     

    Dünya genelinde milyonlarca insanın farklı seviyelerdeki görme bozukluğuyla mücadele ettiğini söyleyen Doç. Dr. Muhammed Mustafa Kurt, görme bozukluklarına dair küresel tabloya dair şu bilgileri paylaştı:

     

    “Görme bozuklukları sadece fiziksel bir engel değil, aynı zamanda günlük yaşamda bağımsızlığımızı etkileyerek yaşam kalitemizi sınırlayan bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Ancak dijital çağda ekranların başında göz sağlığımızı korumak sanıldığı kadar kolay olmuyor. Öyle ki bireylerin %70’i görme bozuklukları nedeniyle kitap okumakta, araba kullanmakta ya da ekrana bakmakta zorlanıyor. Bu noktada umutsuzluğa kapılacak olumsuz bir tablo çizmemek gerek. Çünkü tıbbi teknolojilerdeki son gelişmeler, körlüğe kadar uzanan görme bozuklularının önüne geçilmesini sağlıyor. Söz konusu uygulamalar arasında özellikle katarakt tedavisinde ve presbiyopinin düzeltilmesinde tercih edilen akıllı lensler öne çıkıyor. Akıllı lensler, yalnızca kataraktı tedavi etmekle kalmayıp, uzak ve yakın görme sorunlarına da çözüm sunarak yaşam boyu net görüş sağlıyor. Günümüzde göz sağlığında devrim niteliğinde bir çözüm olarak kabul ediliyor” dedi.

     

    “Akıllı lensler, 40 yaş üstü görme problemleri yaşayanlara çözüm oldu”

     

    Akıllı lenslerin 40 yaş üstü insanlarda görülen hipermetrop, miyop, astigmat ve presbiyopinin düzeltilmesinde kullanılan cerrahi bir prosedür olduğunun altını çizen Doç. Dr. Muhammed Mustafa Kurt, “Akıllı lensler, teknik olarak doğal göz merceğinin yerine konulmak üzere tasarlanan çok odaklı göz içi lenslerdir. Bu uygulama yapıldıktan sonra hastaların tekrar gözlük kullanması gerekmiyor” diyerek sözlerini şu şekilde sonlandırdı:

     

    “SAMÜ Tıp Fakültesi Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan bir doktor olarak,  son 10 yılda bu çözüme talebin oldukça arttığını gözlemliyoruz. Akıllı lens ameliyatlarındaki ivme, akıllı lenslerin ne denli etkili sonuçlara ulaştığının bir göstergesi. Akıllı lensler, göz hastalıklarında adeta yenilikçi teknolojilerin öncülerinden biri olarak kabul ediliyor. Teknolojiyle birlikte buna benzer uygulamaların geliştirileceğini ve birçok insanı etkileyen görme bozukluklarını iyileştirilebileceğini düşünüyoruz.”

  • Türkiye’nin Yenilikçi E-Ticaret Platformu Organikasap, Premium Et ve Şarküteri Ürünlerini Tüketicilerle Buluşturuyor

    Türkiye’nin Yenilikçi E-Ticaret Platformu Organikasap, Premium Et ve Şarküteri Ürünlerini Tüketicilerle Buluşturuyor

     

     

     

    Köklü gıda şirketi Sait Gıda’nın yeni girişimi Organikasap, premium et ve şarküteri ürünlerini modern e-ticaret yaklaşımı ile tüketicilere ulaştırıyor. Platform, doğal beslenmeyi önemseyen tüketiciler için geniş ürün yelpazesi ve kesintisiz soğuk zincir lojistiğiyle dikkat çekiyor.

     

     

    Markanın öne çıkan ürünleri arasında, Sait Döner’in yarım asırlık geleneksel tarifiyle hazırlanan leziz pişmiş döneri öne çıkıyor. Sous vide teknolojisiyle tüketilen bu premium döner ürünü, restoran kalitesindeki döner deneyimini evlere taşıyor. Ayrıca, geleneksel Türk mutfağının vazgeçilmezleri işkembe, kelle paça ve ayak paça çorbaları, otoklav kapama teknolojisiyle koruyucu madde kullanılmadan kavanozlanarak tüketime hazır halde sunuluyor.

     

    Organikasap’ın lojistik hizmetleri, ürünlerin soğuk zinciri bozulmadan tazeliğini koruyarak

    tüketicilere ulaşmasını sağlıyor. Premium et ürünleri ve şarküteri ürünleri, özel izolasyonlu strafor kutular ve kuru buz ile paketlenerek ertesi gün teslimat hizmetiyle müşterilere sunuluyor. Bu sayede tüm ürünler en taze ve lezzetli şekilde teslim ediliyor.

     

    Organikasap, et siparişi konusunda müşterilerine güvenilir bir hizmet sunarken, platform,

    1978’den bu yana gıda sektöründe faaliyet gösteren ve bünyesinde Sait Döner ile Sait İskender markalarını bulunduran Sait Gıda’nın 45 yıllık tecrübesinden güç alıyor. Şirketin ISO 22000, ISO 9001 ve HELAL sertifikalarına sahip, günlük 100 ton kapasiteli modern et işleme tesisinde üretilen tüm ürünler, uluslararası hijyen ve kalite standartlarında hazırlanıyor.

     

    Organikasap’ın kurucusu Eren Karabağlı, markanın vizyonunu ve hedeflerini vurgularken, “Dijital dönüşümün hız kazandığı günümüzde e-ticaret platformumuzla kırmızı et ürünleri, premium et çeşitleri, şarküteri ürünleri ve organik ürün yelpazemizi en yüksek kalite standartlarında tüketicilerimizle buluşturuyoruz. Organik ve katkısız ürünlere artan talebi karşılarken, sektörde öncü bir oyuncu olmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.

     

    Organikasap, doğallık ve kaliteyi dijital platformda birleştirerek, sağlıklı beslenme trendine yeni bir boyut kazandırıyor. Online gıda alışverişinde güvenilir bir adres olarak Organikasap, Türkiye’nin e-ticaret ekosisteminde güvenilir gıda tedarikçisi olma vizyonuyla yoluna devam ediyor.

     

     

  • Türkiye Mükemmellik Ödülleri ve Sürdürülebilir Gelecek Ödülleri  33. Kalite Kongresi’nde sahiplerini buldu

    Türkiye Mükemmellik Ödülleri ve Sürdürülebilir Gelecek Ödülleri 33. Kalite Kongresi’nde sahiplerini buldu

     

     

    12-13 Kasım’da Yeniden Yükleniyor” temasıyla Kocaeli Kongre Merkezi’nde gerçekleşen 33. Kalite Kongresi, yoğun katılımla sona erdi.

    KalDer Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Bayraktar, TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan ve Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın’ın açılış konuşmalarıyla başlayan kongrede, dijital dönüşümden yapay zekaya, iklimden küreselleşmeye, ekonomiden siber güvenliğe, toplumu ve iş dünyasını ilgilendiren 2025’e özgü önemli konu başlıkları konunun uzmanları tarafından ele alındı.

    Kongrenin ilk gününde 2024 Sürdürülebilir Gelecek Ödülleri, ikinci gününde ise KalDer’in 32 yıldan bu yana EFQM Modeli’ni uygulayan kuruluşlara verdiği Türkiye Mükemmellik Ödülleri yeni sahiplerini buldu.

    Sürdürülebilirlik alanında fark yaratanlar ödüllendirildi”

    Sürdürülebilirlik alanında fark yaratan projeleri teşvik etmek ve öne çıkarmak amacıyla KalDer tarafından geçtiğimiz yıl ilki gerçekleştirilen KalDer Sürdürülebilir Gelecek Ödülleri kongrenin ilk gününde sahiplerini buldu. Ödüller çevre, sosyal ve ekonomik alanda Ödül Jürisi tarafından değerlendirilen ve sürdürülebilirlik kriterlerini karşılayan kuruluşlara verildi.

    KalDer Sürdürülebilir Gelecek Ödülleri’nde ödül alan kuruluşların sıralaması şu şekilde;

    Yönetişim Alanında iyi Uygulama Ödülü MASPO Enerji’nin oldu. Ödül beratını kuruluşu adına Genel Müdür Sn. Murat Solmaz aldı.

    İnsan Alanında iyi Uygulama Ödülü ise Zorlu Tekstil’in oldu. Ödül beratını kuruluşu adına Kurumsal Yönetim ve Sürdürülebilirlik Raporlama Müdürü Sn. Nergis Satıcı ile Ar-Ge ve Kalite Müdürü Sn. Dr. Murat Yıldırım aldı.

    KalDer Sürdürülebilir Gelecek Ödülleri kapsamında Başarı Ödülü’nü almaya hak kazanan diğer kuruluşlar ise CarrefourSA, Otokoç Otomotiv, Polisan Holding ve Yorglass oldu.

    CarrefourSA adına ödül İSG, Kalite Güvence, Çevre ve Sürdürülebilirlik Grup Müdürü Sn. Tayfun Akusta, Otokoç Otomotiv adına ödül beratını Sürdürülebilirlik, Entegre Yönetim Sistemleri ve İdari İşler Lideri Sn. Sadri İçer, Polisan Holding adına ödül beratını CEO ve İcracı Yönetim Kurulu Üyesi Sn. Cantekin Dinçerler ve Polisan Holding ve Grup Şirketleri Sürdürülebilirlik Müdürü Sn.Dilek Sarıaslan, Yorglass adına ödül beratını Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Sürdürülebilirlik Komite Başkanı Sn. Gülfem Yorgancılar Perçin aldılar.

    “Türkiye Mükemmellik Ödülleri yeni sahiplerini buldu”

    KalDer’in 32 yıldan bu yana EFQM Modeli’ni uygulayan kuruluşlara verdiği Türkiye Mükemmellik Ödülleri  33. Kalite Kongresi’nin son gününde yeni sahiplerini buldu. Türkiye Mükemmellik Ödülleri için Jürinin yaptığı değerlendirmelerde EFQM Modeli’nin kriterleri ile ilişkili iyi uygulamalar, başvuran kuruluşları ödüle götüren önemli ölçütlerden biri oldu.Türkiye Mükemmellik Ödül Jürisi tarafından yapılan değerlendirme ile açıklanan sonuçlara göre ödül alan kurum ve kuruluşlar şöyle;

    Türkiye Mükemmellik Büyük Ödülü Metro İstanbul’un oldu

    Metro İstanbul, “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Çeşitlilik ve Kapsayıcılık” İyi uygulaması ile Türkiye Mükemmellik Büyük Ödülünü almaya hak kazandı. Ödül beratını kuruluşu adına Metro İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı Sn. Özgür Soy aldı.

    Türkiye Mükemmellik Ödülü’nün sahibi ise TB Sewtech Turkey

    TB Sewtech Turkey, ‘BUDOMARİ’ İyi uygulaması ile Türkiye Mükemmellik Ödülü’nü almaya hak kazandı. Ödül beratını TB Sewtech Turkey Başkanı Sn. Utku Tekgül aldı.

    Üstün performansta yetkinlikleriyle yıldız aldılar

    EFQM Üstün Performansta Yetkinlik Aşamasında 5 Yıldız alan kuruluş Petroyağ oldu. Ödül beratını Petroyağ adına Yönetim Kurulu Üyesi Sn. Serra Soysal Koyuncu aldı.

    T.C. Ankara Büyükşehir Belediyesi Üstün Performansta Yetkinlik Aşamasında 4 Yıldız ödülü kazandı. Ödül beratını kuruluşu adına Genel Sekreter Sn. Reşit Serhat Taşkınsu aldı.

    Üstün Performansta Yetkinlik Aşamasında 4 Yıldız alan kuruluş Bulutistan oldu. Bulutistan adına ödül beratını Genel Müdür Sn. Gökhan Gençtürk aldı.

    Üstün Performansta Yetkinlik Aşamasında 4 Yıldız alan bir diğer kuruluş Duyar Vana oldu. Kuruluşu adına ödül beratını Proje Yönetim Ofisi Yöneticisi Sn. Ömer Faruk Can aldı.

    Üstün Performansta Yetkinlik Aşamasında 4 Yıldız alan kuruluşlardan biri de  Yeniköy Kemerköy Elektrik Üretim oldu. Kuruluşu adına  adına ödül beratını Sürdürülebilirlik ve Kurumsal İletişim Genel Müdür Yardımcısı Sn. Burak Işık aldı.

    Üstün Performansta Yetkinlik Aşamasında 3 Yıldız alan kuruluş, İMES Organize Sanayi Bölgesi olurken, ödül beratını kuruluşu adına İMES OSB Müdürü Sn. Onur Kesici aldı.

     

    “Mükemmellik kültürü ile sürdürülebilir gelişime liderlik ediyorlar”

    İş ve yaşamda mükemmellik kültürünün yaygınlaşmasında önemli rol oynayan Mükemmellik Ödülü’ne bugüne kadar; 311 kuruluş başvurmuş ve 36 kuruluş Büyük Ödül, 66 kuruluş da Başarı Ödülü ve 8 kuruluşta Mükemmellikte Süreklilik Ödülü aldı. Türkiye’de ödül alan kurum ve kuruluşlar, Avrupa’da da bu başarılarını sürdürmekte ve bugüne kadar EFQM’de de Türkiye’den katılan kuruluşlar 9 Büyük, 19 Başarı Ödülü olmak üzere toplam 28 Ödül kazandılar.

    KalDer Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Bayraktar, ödül sürecini başarıyla tamamlayarak ödüle layık görülen kurum ve kuruluşlarımızı kutlayarak şunları söyledi: “Ülkemizde mükemmellik kültürünü benimseyerek sürdürülebilir gelişime liderlik eden tüm kurumlarımıza gönülden tebriklerimi sunuyorum. Bu başarılarının, EFQM Modeli ile henüz tanışmamış kurum ve kuruluşlarımıza da ilham kaynağı olmasını ve onları bu değerli yolculukta yeni adımlar atmaları için Ulusal Kalite Hareketi sürecine davet ediyorum.”

    Bayraktar ayrıca, sürecin başarıyla tamamlanmasında emeği geçen KalDer Ödül Kurulu, Ödül Jürisi, Türkiye Mükemmellik Ödülleri Sekreterimiz ve Değerlendiricilere teşekkür ederek, gönüllü katkılarının önemine vurgu yaptı. KalDer olarak, Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na atıfta bulunan dünyandaki en yaygın yönetim modeli olan EFQM Modeli doğrultusunda, kurumlarımıza sürdürülebilir değer yaratma yolunda rehberlik etmeye ve hedeflerine ulaşmalarında yol göstermeye her zaman hazırız.”

    KalDer Hakkında

    Türkiye Kalite Derneği (KalDer), çağdaş kalite felsefesinin ülkemizde etkinlik kazanması ve yaygınlaştırılması amacıyla 1991 yılında kurulmuştur. İnsana, topluma ve doğaya saygı, güvenilir olmak, yenilikçilik ve sürekli iyileştirme ve gönüllülük değerleriyle 30 yılı aşkın süredir çalışmalarını sürdürmektedir. KalDer’in vizyonu, ülkemizde sürdürülebilir iş ve yaşam kalitesine yön gösteren, dönüşüme liderlik eden bir sivil toplum kuruluşu olmaktır. Bu hedefe ulaşmak için “Mükemmellik kültürünü yaşam biçimine dönüştürerek ülkemizin rekabet gücünün ve refah düzeyinin yükseltilmesine katkıda bulunmak” amacı ile çalışmalarını sürdürmektedir. Türkiye’nin rekabet gücünü artırarak toplumsal refahı sağlama yolunda kurum ve kuruluşlara rehber olmayı hedefleyen kuruluş, Ulusal Kalite Hareketi ile bu anlayışı ülkemizdeki tüm iş ekosistemine entegre etmek istemektedir. KalDer; Avrupa Kalite Yönetim Vakfı’nın (EFQM) Ulusal İş birliği Ortağı, Amerika Kalite Derneği’nin (ASQ) Küresel İş birliği Ortağı ve Orta Doğu Kalite Organizasyonu’nun (MEQA) kurucu üyesidir. KalDer’in ana faaliyetleri arasında; Türkiye Mükemmellik Ödülleri, Ulusal Kalite Hareketi Programı, Kalite ve Yönetim Alanındaki Eğitimler, Kurumsallaşma Ölçümü ve Çevik Yönetim Programı, KOBİ’ler için Stratejik Plan Rehberliği, Özdeğerlendirme ve Dış Değerlendirme Hizmetleri, Mevcut Durum Analizleri, Rehberlikler, Kalite Kongresi ve etkinlikler yer almaktadır.

     

     

  • Dünya hobi olarak yemek yapıyor, Türkiye alışveriş

    Dünya hobi olarak yemek yapıyor, Türkiye alışveriş

    İnsanın kimliğine ve kişisel gelişimine katkıda bulunan serbest zaman aktiviteleri ve hobiler, sosyoloji ve psikoloji disiplinlerinin üzerinde en çok durduğu konulardan birine dönüştü. İngilizce özel ders platformu, hobi edinme sürecini ve yetişkinler için hobi önerilerine ışık tutmak için hobilere ilişkin araştırmaların sonuçlarını paylaştı.

    İSTANBUL Dil, kültür ve toplumla ilişkilenen, insanın kişisel gelişiminde önemli rol oynayan hobilere ilişkin yeni bir derleme, hobi kültürünün nasıl değişim gösterdiğini, Türkiye’de ve dünyada en popüler hobi ve serbest zaman aktivitelerinin nasıl sıralandığını ortaya koydu. 10 yılı aşkın süredir nitelikli yabancı dil öğretmenlerini tek platformda buluşturan Preply tarafından yetişkinler için hobi tavsiyelerine dair fikir sunmak için yapılan derleme çalışması 10 kişiden üçünün artan maliyetler sebebiyle hobilerinden vazgeçtiğini ortaya koydu. Öte yandan derleme, dünyada en çok tercih edilen hobilere de ışık tuttu.

     

    Hobiler stresi azaltıyor, depresyona iyi geliyor

     

    Hobi ve serbest zaman aktivitelerinin sosyalleşme ve insanın sosyal bir varlık olmasıyla ilgisine değinilen derlemede, akademik referanslarla, hobi edinmenin haftada 40 saatten fazla çalışmanın sebep olduğu olumsuz ruh sağlığı etkilerini hafifletmeye yardımcı olduğuna yer verildi. Hobi edinmenin sosyolojik ve psikolojik yansımaları olduğuna dikkat çeken derleme, Nature Medicine’de yayımlanan ve 16 ülkede, 93 binden fazla kişiyle yapılmış beş büyük çalışmanın sonuçlarını içeren bir meta araştırmaya göre her biri 65 yaş üzerinde olan yaşlı bireylerin, hobileri olmayan kişilerle karşılaştırıldığında daha iyi sağlık, daha fazla mutluluk, daha az depresyon belirtisi ve daha yüksek yaşam memnuniyeti bildirdiklerine de işaret etti. Araştırma yazarları, 5 kişiden dördünün (%81) hobi edinerek stresten kurtulmayı amaçladığını, katılımcılarının %57’sinin ise yalnız vakit geçirmek için hobi edinmeyi seçtiğini vurguladı.

     

    Makro koşullar hobileri değiştiriyor

     

    Araştırma, hobiler üzerinde etkili olan ve hobi edinme alışkanlıklarını değiştiren finansal koşullara da odaklandı. Çeşitli çalışmalardan yapılan incelemeler, en pahalı hobiler içinde seyahat etmek ve koleksiyonerlik gibi başlıkların öne çıktığını, şarkı söylemek, meditasyon yapmak, origami gibi uğraşlarla ilgilenmek, yazmak ve yürümek gibi hobilerin ise en az maliyetli, en hesaplı hobiler arasında sıralandığını gösterdi.

     

    Dünya hobi olarak yemek yapıyor, Türkiye alışveriş

     

    44 binden fazla yabancı dil öğretmenini tek platformda buluşturan ve İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca online özel ders için tek durak olan Preply’nin dil ve kültür odaklı derlemelerinin en yenisi, dünya çapında en çok edinilen hobinin yemek yapmak olduğunu gösterdi. Buna karşın Statista verileri, Türkiye’deki katılımcıların %48’inin alışveriş yapmayı hobilerin ilk sırasına yerleştirdiği; alışveriş hobisini ise teknoloji, bilgisayar, seyahat etmek, okumak ve sosyalleşmek gibi başlıkların izlediğini gösterdi.

    Araştırma yazarları, özellikle online dil öğreniminin erişilebilirliğinin artmasıyla, yabancı dil öğrenmenin de hobi statüsü kazanabildiğine dikkat çekti. Üçten fazla dil konuşanlar için kullanılan poliglot kavramının internet popülaritesinin arttığını vurgulayan yazarlar, Preply gibi platformlar sayesinde nitelikli yabancı dil öğretmenlerle ingilizce konuşma pratiği yapmanın daha kolay hale geldiğini, ingilizce özel ders almanın ev konforuna taşındığını hatırlattı. Dünya nüfusunun %43’ünün iki dil birden konuşabildiğinin, dört dil konuşabilen poliglotların ise küresel nüfusun yalnızca %1’ini oluşturduğunun hatırlatıldığı araştırma, “yabancı dil öğrenmek de bir hobi olabilir” çağrısıyla son buldu.

  • Akıllı ev aletleri markası: “En uygun robot süpürge, ihtiyaçlarınıza cevap veren robot süpürgedir”

    Akıllı ev aletleri markası: “En uygun robot süpürge, ihtiyaçlarınıza cevap veren robot süpürgedir”

     

     

     

    En çok tercih edilen akıllı ev ürünleri arasındaki robot süpürgeler, lüks bir ürün olmaktan çıkıp her evde bulunması gereken bir araç haline geliyor. Çalışan nüfusun artması, akıllı şehirlerin hızla gelişmesi, dijitalleşme ve akıllı ev aletlerinin yaygınlaşması, ev işlerinde kolaylık arayan pek çok kişiyi robot süpürgelere yönlendiriyor. Pazarda hızla büyüyen akıllı ev aletleri markası ise robot süpürge almayı planlayanların en pahalısı yerine ihtiyaçlarına en uygun olan ürünü seçmeleri gerektiğini belirtti.

     

    İSTANBUL Son yıllarda temizlikte adeta devrim yaratan robot süpürgeler, her geçen gün eklenen yeni özelliklerle şaşırtmaya devam ederken sektörün Türk oyuncuları pazara yön veriyor. Küresel araştırma şirketi International Data Corporation (IDC) verilerine göre, 2024’te 20 milyon kişi tarafından satın alınan robot süpürgelerin yıl sonuna doğru yaklaşırken tüm akıllı ev ürünleri kategorisinde pazar payını artırarak zirveye doğru yükselmesi bekleniyor. Raporda da pazarın en hızlı büyüyen markalarından biri olarak öne çıkan Dreame, tüketicileri en pahalısını değil, ihtiyaçlarına en uygun ürünü almaları konusunda uyarırken tüketici davranışlarını değerlendiriyor.

     

    Robot süpürgeye olan talebin artma sebeplerini anlatan Dreame Türkiye Genel Müdürü Engin Cesurer, “Otomatik temizleme çözümlerine olan talebin artmasının temelinde zamandan ve işgücünden tasarruf etme gayesi bulunuyor. Yaşamı kolaylaştıran akıllı ev cihazlarına duyulan ihtiyaç ve bu cihazların gelişmiş navigasyon sistemleriyle donatılması ise pazarın büyümesindeki en önemli etkenler arasında yer alıyor.”

     

    Robot süpürge modelinizi fiyatı değil, özellikleri belirlesin”

     

    Robot süpürge seçerken ihtiyaca uygun seçilmesinin gerektiğine dikkat çeken Engin Cesurer, “Robot süpürge seçerken sadece fiyatına değil, özelliklerine de dikkat edilmesi gerekiyor. En yüksek fiyatlı ürün, en doğru ürün diyemeyiz. Tüketiciler kullanılacağı alana uygun özelliklere sahip ürünleri tercih etmeliler. Mesela büyük metrekareli mekanlarda pil kapasitesi ve görev sırasında şarj olabilme özellikleri, üst model robot süpürgelerde aranan unsurların başında geliyor. Uygulama ile yönetebilme, haritalandırma, gelişmiş navigasyon özellikleri, daha yüksek emiş gücü de robot süpürgenin sahip olması gereken özellikler arasında kritik rol oynuyor” şeklinde konuştu.

     

    “Evcil hayvan sahipleri, robot süpürgede hayvan tanıma özelliği arıyor”

     

    2024 itibarıyla robot süpürgelerde kendini temizleme, toz-kir depolama istasyonu gibi özelliklerin standart hale geldiğini vurgulayan Engin,“Robot süpürge teknolojik özellik trendleri arasında daha yüksek emiş gücü, köşe bucak temizlik için yanlara açılan mekanik kollara bağlı fırçalar, paspaslar, bakım gerektirmeyen toz toplama sistemleri ve sıcak su/hava ile paspaslarını kendisi temizleyen modeller yaygınlaşmaya başladı. İşin içerisine, patili dostlarımız da girdiğinde, daha yüksek emiş gücü, özel fırçalar ve yapay zeka ile donatılmış engel tanımı, hayvan tanıma gibi ileri özellikler ön plana çıkıyor” ifadelerini kullandı.

    “Efsane Kasım’da efsane indirimlerle tüketiciye ulaşıyoruz”

    Dreame Türkiye Genel Müdürü Engin Cesurer sözlerini şöyle tamamladı:

    “Günümüzde lüks olmaktan çıkıp ihtiyaç haline dönüşen robot süpürgeleri her eve ulaştırmak adına kampanyamızla özel indirimler ve hediye seçenekleri sunuyoruz. Amiral gemisi modellerden giriş seviyesi modellere kadar çeşitli seçeneklere avantajlı fiyatlarla erişilecek. Amiral gemisi Dreame X40 Ultra ve Dreame L20 Ultra dahil, orta segment ve giriş seviyesi modelleri kapsayan kampanyada, en üst model ürünler, indirimin yanında ilave aksesuar seçenekleri ve saç kurutucu hediyeleriyle birlikte satılıyor.”

  • Tadına Doyulmaz Sohbetler 9 Kasımda BluTv’de izleyiciyle buluşuyor

    Tadına Doyulmaz Sohbetler 9 Kasımda BluTv’de izleyiciyle buluşuyor

    Okan Bayülgen, İlber Ortaylı ve Sahrap Soysal’ın başrolde yer aldığı Tadına Doyulmaz Sohbetler, 30. Yılını kutlayan Prontotourun sponsorluğunda Sicilyanın tarihi, kültürel ve gastronomi zenginliklerini gözler önüne seriyor.

     

    Yapımcılığını Selin Atasoy’un üstlendiği, Okan Bayülgen, İlber Ortaylı ve Sahrap Soysal’ın başrolde yer aldığı Tadına Doyulmaz Sohbetler belgesel serisi, bu kez büyüleyici Sicilya topraklarında izleyiciyle buluşuyor. 30. yılını kutlayan Prontotour’un sponsorluğunda gerçekleşen bu benzersiz yolculuk, Sicilya’nın binlerce yıllık tarihi, sanat, kültürlerarası etkileşimler ve lezzetlerle dolu bir keşif hikâyesi sunuyor. İzleyiciler, Sicilya’da mafya efsanelerinden opera kültürüne, adada çekilen ikonik filmlerden Baba (Godfather) serisinin izlerini sürmeye, sokak lezzetlerinden kültürel benzerliklerimize kadar geniş bir yelpazede bir kültür şöleni yaşamaya davet ediliyor.

    Sicilya’nın kalbi Palermo’dan, Etna Yanardağı’nın eteklerindeki muhteşem Catania’ya, nefes kesici dağ köyleri Savoca’dan Forza d’Agrò’ya uzanan bu serüvende, Okan Bayülgen’in esprili ve keskin gözlemleri, fotoğrafçı bakışıyla adanın sinematografik ve sanatsal yönlerini öne çıkarıyor. İlber Ortaylı, Sicilya’nın çok katmanlı kültürel mirasını ve medeniyetlerin bıraktığı izleri derin tarih bilgisiyle aktarırken, Sahrap Soysal ise arancini, cannoli ve pasta alla norma gibi ünlü lezzetlerle yerel mutfak kültürünü izleyiciye tanıtıyor. Prontotour Yönetim Kurulu Başkanı Ali Onaran,  Prontotour Pazarlama Direktörü Eda Özsoy Onaran ve Prontotour rehberlerinin de eşlik ettiği bu muhteşem üçlü, izleyicilere Sicilya’nın eşsiz atmosferinde unutulmaz bir keşif deneyimi sunuyor.

    9 Kasım 2024 itibarıyla Blu TV’de izleyiciyle buluşacak Tadına Doyulmaz Sohbetler Sicilya’da, sadece bu büyüleyici toprakları keşfetmekle kalmıyor; izleyicileri bu üç dev ismin dinamik ve eğlenceli etkileşimlerle birlikte unutulmaz bir kültür, sanat, tarih ve gastronomi yolculuğuna çıkarıyor.

     

     

    1. Bölüm: Kültürler Kavşağı Sicilya

    Tadına Doyulmaz Sohbetler Sicilya’da serisinin ilk bölümünde, Okan Bayülgen, İlber Ortaylı ve Sahrap Soysal’ın derin ve eğlenceli sohbetleriyle izleyiciler Sicilya’nın kültürel başkenti Palermo’nun büyüleyici tarihine doğru bir yolculuğa çıkıyor. Barok ihtişamı ve Arap-Norman mimarisinin göz alıcı detaylarıyla bezenmiş Palermo, Santa Caterina d’Allessandria Kilisesi, Martorana Kilisesi ve Palatina Şapeli gibi muhteşem tarihi duraklarla geçmişin izlerini bugüne taşıyor. Ünlü haritacı Al-Idrisi’nin izleriyle Sicilya’nın köklü tarihine bir bakış sunan bu keşif, Catania ve Palermo’nun hareketli balık pazarlarına uzanırken izleyiciyi Akdeniz ruhunun içine çekiyor. Baba filminden hatırlanan Sicilya’nın tatlı ikonu cannoli, bu çok katmanlı kültürel yolculuğun lezzet simgelerinden biri olarak kendini gösteriyor. Tarih, kültür, yerel lezzetler ve estetiğin iç içe geçtiği bu bölüm, izleyiciyi benzersiz bir Sicilya deneyimine davet ediyor.

    1. Bölüm: Fıstık Gibi Sicilya

    Tadına Doyulmaz Sohbetler Sicilya’da serisinin ikinci bölümünde, Okan Bayülgen, İlber Ortaylı ve Sahrap Soysal, bu kez Catania ve Palermo sokaklarında eşsiz yerel lezzetlerin izini sürüyor. Sicilya’nın bereketli topraklarından gelen başroldeki tat ise fıstık. Fıstıklı iris, fıstık likörü ve fıstıklı cantucci gibi tatların peşinden giderken, kendilerini ünlü Palermo pazarlarının hareketli atmosferinde buluyorlar; burada aracina ve panelle gibi sokak lezzetleriyle tanışıyorlar. Sicilya’nın sofra kültürü ve tarihi, izleyicilere Türkiye’nin lezzetleriyle beklenmedik benzerlikler sunuyor. Bölüm, kültürlerarası bir lezzet köprüsü kurarak izleyiciyi damağında iz bırakacak bir Sicilya macerasına davet ediyor.

    1. Bölüm: Acıları ve Tatlılarıyla Sicilya

    Tadına Doyulmaz Sohbetler Sicilya’da serisinin üçüncü bölümünde, Okan Bayülgen, İlber Ortaylı ve Sahrap Soysal Sicilya’nın sanat, tarih ve sinema dolu köşelerinde unutulmaz bir keşfe çıkıyor. Caravaggio’nun izlerini sürerken, Sicilya’nın çalkantılı mafya geçmişine de ışık tutuluyor. Baba (Godfather) filminin efsanevi atmosferinde Savoca ve Forza d’Agrò’nun dağ köylerinde, sinema tarihine damga vurmuş sahnelerin çekildiği mekanlarda dolaşıyorlar. Sicilya’nın dünya sinemasında bıraktığı izleri takip eden bu maceranın sonunda, Palermo sokaklarında renkli bir Pride yürüyüşüyle karşılaşarak, adanın zengin kültürel çeşitliliği ve modern yüzüne de tanık oluyorlar. Sanat, sinema ve sosyal hayatın iç içe geçtiği bu bölüm, izleyicilere Sicilya’nın farklı muhteşem yüzlerini sunuyor.

    1. Bölüm: Bir Aryadır Sicilya

    Tadına Doyulmaz Sohbetler Sicilya’da serisinin final bölümünde, Okan Bayülgen, İlber Ortaylı ve Sahrap Soysal’la birlikte adanın sanat ve kültürle yoğrulmuş ruhuna doğru bir yolculuğa çıkılıyor. Efsanevi sopranomuz Leyla Gencer’den usta besteci Bellini’ye; görkemli Massimo Tiyatrosu’ndan dahi müzisyen Rossini’ye kadar, Sicilya’nın klasik müzik ve operaya kazandırdığı unutulmaz isimlerin izinde ilerlerken, adanın müzik dolu geçmişine tanıklık ediliyor. Catania’da Türkiye aşığı eski rehber Mariella Ali ile Sahrap Soysal, Sicilya’nın geleneksel lezzeti pasta alla norma’yı hazırlarken, İlber Hoca ilk kez bir şef olarak mutfakta seyirciyle buluşuyor ve kendi özel makarnasını yaparak bu kültürel şöleni taçlandırıyor. Sicilya ve Türkiye’nin kültürel ve insani benzerliklerini gözler önüne seren bu final, seyahatin heyecanını ve eve dönüşün sıcaklığını harmanlayarak izleyicilere etkileyici bir Sicilya vedası sunuyor.